Dünyanın ilk yüzen oteli İsveç'te tasarlandı, Singapur'da inşa edildi, Avustralya'da açıldı ve ardından Vietnam'a taşındı. Bir müddet sonra da Kuzey Kore'ye nakledildi. Bu 7 katlı otel 10 yıl içerisinde yaklaşık 15.000 kilometre yol kat etti. Dünyanın ilk yüzen otelinin hikayesi güzel başladı ama aynı şekilde güzel bitmedi.

Dünyanın ilk yüzen otelinin hikayesi İsveç'te başladı ve Kuzey Kore'de son buldu.

Doug Tarca isimli bir adam, 1980'lerin başında Avustralya'nın büyük set resifinden çok da uzakta olmayan Queensland kentine turist çekmeye karar verdi. Fakat resiflere de zarar gelmesini istemiyordu.

Tarca eskiden profesyonel bir dalgıçtı ve resife zarar vermeden burayı turistlere gösterebilmenin bir yolunu bulmak istiyordu. İlk başta zemini camdan yapılmış bir katamaranla turistler için turlar düzenlemeyi başladı. Daha sonra turistler, kıyı boyunca çapa atmış yolcu gemileri sayesinde bu resifin üzerinde konaklayabilmeye başladı. Fakat bu fikir çok pratik olmadığı için pek tutmadı. Tarca birkaç ay sonra işleri biraz daha büyüttü.

Bir müddet sonra da dünyanın ilk yüzen otelini yapmaya karar verdi. İsveçli bir şirket kendisiyle iletişime geçtiği sırada fikrini nasıl hayata geçirebileceğini düşünüyordu. Bu şirket petrol kuleleri için yüzen yatakhaneler yapmakta uzmanlaşmıştı. Görüşmelerin sonunda otel için de aynı teknolojinin kullanılmasına karar verildi.

Otel maketi çok beğenilmişti o yüzden maketi hazırlayan şirketle anlaşıldı.

Bu noktada Singapur'daki bir şirket devreye girdi ve yenilikçi oteli 20 milyon dolara yapmayı kabul etti. Fakat yüzen otel projesinin sorunları da tam olarak burada ortaya çıkmaya başladı.

Sözleşmedeki bazı sorunlar nedeniyle testin süresi yarım seneden fazla uzadı. Üstelik bu gemi, yolcu gemilerinin aksine kendiliğinden hareket edemiyordu. Bu yüzden tüm aksaklıklar giderilip hazır hale geldiğinde, büyük bir yük kaldırma gemisi oteli Avustralya'ya kadar 4.000 kilometre boyunca onu sürükledi. Tabii bu süre zarfında haber piyasaya yayılmıştı. Bu otel o zamanlar bir ilkti ve devrimsel bir fikirdi.

Bu nedenle insanlar aylar öncesinden odalarını ayırtmışlardı. Bir sürü büyük otel zinciri de buranın işletmesini almak istiyordu. Yani otelin gelişi için artık her şey hazırdı. The Jonh Brewer yüzen resif oteli, 1988 yılının başında Townsville'e ulaştı. Oteli sabit tutabilmek için altı tane devasa çapa kullanılıyordu.

Hem gemi hem de otel olarak hizmet veren bu proje kısa sürede yoğun ilgi gördü.

Burası herkesin ölmeden önce gidilmesi gereken yerler listesine girecek bir yerdi. 200 tane son teknoloji yatak odası, 100 koltuklu bir tiyatrosu ve taze deniz mahsulleriyle dolu harika restoranları vardı.

Bir helikopter pisti, kütüphane, oyun odası, gece kulübü, sauna, tatlı su dolu bir yüzme havuzu ve hatta dışarıda yüzen bir tenis kortu bile bulunuyordu. En göz alıcı kısmı ise büyük set resifini izlemek olacaktı. Konuklar sabah kahvelerini içmek için odalarından çıkıp nefes kesen manzarayı panaromik olarak önlerine seren bir asansörle aşağıya inebileceklerdi. Ardından cam zeminli bir denizaltıyla resifi gezebileceklerdi.

İsterlerse de okyanusun ortasında yüzmek için direkt suya atlayabileceklerdi. Suya girme fikrinden pek hoşlanmayanlarsa otelin içerisindeki su altı izleme bölgesinde zaman geçirebilecekti. Ziyaretçiler burada renkli mercanları, dev midyeleri, resif köpek balıklarını, mavi deniz yıldızlarını ve sayısız büyüleyici okyanus canlısını izleyerek saatlerini harcayabilecekti.

Dünyanın en eski yüzen oteli kaderine terk edildi ve içindeki eşyalarla beraber olduğu gibi bırakıldı.

Bu hayalden sadece bir adım uzaktayken doğa ana devreye girdi ve açılışa damgasını vurdu. Saatte 100 kilometreye ulaşan tropik bir fırtına bölgeyi etkisi altına aldı ve otelde ciddi hasara yol açtı.

Su altı gözlem evini batırarak ziyaretçilerin ulaşımı için kullanacakları tekneleri mahvetti. Her ne kadar bu aksaklıkların üstesinden hızla gelinmiş olsa da meydana gelen gecikme otelin sahiplerine milyonlarca dolara mal oldu. Oteli kış mevsiminde açmaya karar vermişlerdi, çünkü bunun kuzey yarım kürede güneş hasreti çeken turistler için harika bir tercih olacağını düşünmüşlerdi. Otel Mart 1988'de nihayet açıldı.

Geceliği 1100 dolar olan fiyat etiketi bile hevesli dalgıçları korkutmaya yetmedi. Ayrıca bu kişiler kıyıdan 65 kilometre uzaklıktaki otele ulaşmak için 90 dakikalık tekne yolculuğuna 120 dolar ödemek zorundaydı. Alternatif olaraksa bunun iki katı fiyatına, 20 dakikalık bir helikopter yolculuğunu da seçebiliyorlardı.

Aynı zamanda kendi bölgesinin ilk oteli olma özelliğini de taşıyordu.

Fakat bu kadar çok para bile yüzen oteli su üzerinde tutmaya yetmeyecekti. Çünkü otelin sahipleri resif bölgesinin çevresel standartlarını koruyabilmek için çok ciddi miktarda para harcamak zorundaydı.

Geminin gövdesinde sıradan ucuz bir boya kullanamazlardı. Atıklarsa resiften kilometrelerce Öteye boşaltılmadan önce işlenmek zorundaydı. Çöplerin tamamıysa ana karaya götürülmeliydi. Hatta deniz araştırmacıları için bir laboratuvar açarak, otelin herhangi bir zararı olmadığını bile göstermişlerdi. Tüm bu çabalar yine de resifin ömrünü korumasına yetmedi ve büyük bir kısmı deniz yıldızları tarafından yenildi.

Arada sırada yaşanan zor hava koşulları rezervasyonların iptaliyle sonuçlandı. Fırtınalar ne teknelerin ne de helikopterlerin konukların ulaşımını yapmasına izin veriyordu. Oteli varmaya başaranlarsa beklentilerinin karşılanmadığından şikayet ediyorlardı. Bazılarını deniz tuttu, bazılarıysa sadece sıkılmıştı. Çünkü gemide tüple dalma ve şnorkelle yüzme haricinde yapılacak pek bir şey yoktu.

Bölgede eski otel olarak da bilinen bu binanın yenilenerek kullanılması planlanıyor.

Otelin eski çalışanlarından birinin söylediğine göre, helikopterlerle getirilen pizzalar bile konukları neşelendirmiyordu. Otel hiçliğin ortasında durduğu için görülebilecek şeyler de sınırlıydı.

Deniz, deniz ve biraz daha uzaklar da yine deniz vardı. Her yer denizden ibaretti. İşler daha kötü gidemez derken 1988'in Eylül ayında otelden birkaç kilometre uzaklıkta dalış yapan bazı konuklar, 100.000 adet eski mühimmata rastladı. Bu olayın telafisi ne yazık ki mümkün değildi. Bunun üzerine odaların gecelik fiyatını 130 dolara düşürmelerine rağmen doluluk oranı %25'i geçmedi. Otelin sahipleri inanılmaz derecede para kaybediyordu.

Bu nedenle şirketlerini 1989 yılında bir Japon şirketine satmaya karar vermişlerdi. Yüzen otel Avustralya kıyılarında 1 senesini doldurmadan Vietnam'ın güneyindeki Ho Chi Minh şehrine gitti. Vietnam o yıllarda turist patlaması yaşıyordu. Fakat otel yeterli sayıda lüks konaklama imkanına sahip değildi.

Çevrede başka otellerin açılması gemi otelin sonunu hızlandırmıştı.

Yaklaşık 5.000 kilometrelik yolculuğun ardından Vietnam'a varan oteli yerel motiflerle süslediler ve adını Saigon olarak değiştirdiler. Böylece bölgenin en popüler eğlence mekanlarından biri haline geldi.

İyi eğitimli 400 çalışan da hem odaların hem de otelin temizliğini ve rahatlığını sağlıyordu. Otel 9 yıl boyunca herkesin gözde mekanı olmaya devam etti. 1997 yılına gelindiğinde Ho Chi Minh bölgesindeki lüks otellerin sayısı artmıştı. Yabancı şirketler de havalı ve pahalı görünen yeni oteller inşa etmişti. Yüzen otelin sahipleri birkaç yıl daha bu rekabette yer almaya çalışsalar da nihayetinde vazgeçmişlerdi.

Otel Hyundai Assan olan ve yatırım projeleri yapan bir Güney Kore şirketine satıldı. Sonra tadilat için kısa süreliğine Singapur'a götürüldü. Buradan da yeni evine Kuzey Kore'nin turistik bir bölgesi olan Kumgang Dağı'na getirildi. Adı bir kez daha değiştirildi ve hem Kuzey Kore hem de Güney Koreliler arasında inanılmaz derecede popüler bir yer halinde geldi.

Kuzey Kore'deki ilk yüzen otel olmasına karşın orada da kaderine terk edildi.

Bu Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki ortak turizm denemesi esnasında gerçekleşti. Bu sayede birbirini yıllardır görmemiş aileler buluşabilecekti. Otel 8 yıl boyunca ihtişamını sürdürdü.

Ne de olsa hem modern hem de konforluydu. Elbette artık yüzme havuzu ve tenis kortu yoktu ama yeni yapılan oyun evi bunu telafi etmişti. İşler bu tarihi yüzen otel için sonunda iyi gitmeye başlamıştı. Ta ki 2008 yılına dek! O sene yaşanan talihsiz bir olay her şeyi mahvetti. Tüm turlar derhal sonlandırıldı. O günden beridir de kullanılmadan paslanmaya terk edilmiş olarak bekliyor. Ülke oteli tekrar eski haline getirmeyi planlıyor.

Fakat ne yazık ki otel bu yenilemeyi göreceğe benzemiyor. Çünkü yetersiz ve eski olmasının yanı sıra ulusal kimliğinin de olmadığı söyleniyor. Bir zamanlar dünyanın gözlerini üzerine çevirdiği devrimsel nitelikli bir cazibe merkeziyken, yıpranmış ve boş odalarıyla artık tamamen yok olmadan önceki son günlerini yaşıyor.