Düşen uçağın sırrı pilot Hans Bertram ve teknisyen Adolph Klausman bulunduktan hemen sonra çözüldü. 39 gün boyunca aç ve susuz hayatta kalmaya çalışan bu ikili, umutlarını kaybettikleri bir anda yerel bir Aborjin kabilesi tarafından bulundu. Yaklaşık bir hafta sonra da bir kurtarma ekibi gelerek ikiliyi evlerine götürdü.

Düşen uçağın sırrı 39 gün sonra çözüldü, çünkü uçağın pilotu Hans Bertram anca bulundu.

Dört Alman havacı 29 Şubat 1932'de dünyayı dolaşacakları bir geziye çıkmak için havalanmıştı. Havacılık endüstrisi için şirketler ve pazarlar bularak karlı iş ilişkileri kurmak istiyorlardı.

Bu ekip hem denize hem de karaya inip kalkabilen ufak bir uçak kullanıyordu. Seyahatlerinin ilgi çekici serüvenlerle dolu olmasını umuyorlardı. Ama hiçbiri bu yolculuğun gerçek bir karabasana dönüşebileceğini tahmin etmiyordu. Ekip pilot Hans Bertram, pilot yardımcısı Thom, teknisyen Adolph Klausman ve seyahati kaydederek daha sonra filme dönüştürmeyi amaçlayan Alexander Von Lagorio'dan oluşuyordu.

Yolculuğun ilk 10 haftası oldukça eğlenceli geçmişti. İtalya'dan Endonezya'ya kadar neredeyse dünyanın yarısını dolaşmışlardı. Ekibin dört üyesinin de hala beraber olduğu son nokta Cakarta'ydı. Yolculuğun bu aşamasında ayrılıp Şanghay'da yeniden birleşmeye karar vermişlerdi. Bertram ve Klausman uçakta yalnız kalmıştı.

Adolph Klausman bu anlamda çok yardımcı oluyordu, fakat yine de yeterli olmuyordu.

13 Mayıs'ta Hollanda Doğu Hint Adaları'ndaki bir hava üssünde uçağın motorunu değiştirmişlerdi ve ertesi gün yakıt almak için Kupang şehrine inmişlerdi. Bu alışkın oldukları dünyayı son görüşleriydi.

Bertram ve Klausman, Avustralya'ya uçmuştu. 830 kilometreyi 6 saatte kat edebileceklerini düşünüyorlardı. Halbuki onları hayatlarının geri kalanı boyunca unutamayacakları zor bir gece bekliyordu. Gece yarısını biraz geçmişti. Uçak Timor denizi üzerinde uçuyordu ve gün ağarırken ineceklerini düşünüyorlardı. İlerde bulutlar toplanıyordu ve uçak şiddetli bir fırtınaya girmişti. Çakan şimşekler ve yağmur tüm planlarını bozmuştu.

Uçak o koşullarda uçmaya devam edemezdi. Hans Bertram derhal inmeye karar vermişti. Gidecekleri yerden kilometrelerce uzağa, Batı Avustralya'nın kuzeydeki bir bölgesine inmişlerdi. İki adam o zamanın en gelişmiş navigasyon donanımına sahipti. Ancak bu onların kaybolmalarını engelleyememişti.

D-921'i kontrol etmesi pek kolay değildi, çünkü sürekli irtifa kaybediyordu.

Konumlarını belirlerken bir hata yapmışlardı. Hedeflerinden 370 kilometre kadar sapmışlardı. Bu yüzden acil durum inişi yapmak zorunda kalmışlardı ve geceyi ormandaki sık çalılıkta geçirmişlerdi.

Kesin konumlarından tam olarak emin değillerdi. Fakat onlar iyi gezginlerdi. Uçakta biraz yakıt kalmıştı. Dolayısıyla paniğe kapılmak yerine dinlenmeye karar vermişlerdi. O sırada dalların çatırdadığı duymuşlardı ve çalıların arkasından Banjara kabilesinden bir Aborjin çıkmıştı. Aborjin bu insanlarla karşılaşmayı beklemiyordu. Birbirlerine bakarak kendi dillerinde bir şeyler söylemişlerdi. Fakat anlaşamamışlardı.

Aborjin çok geçmeden gitmişti ve iki havacı şafağın sökmesini beklemişti. Gezginler batıdaki Darwin şehrine doğru uçmaya karar vermişti. Ama yakıtları kalkar kalkmaz bitmişti. Bu yüzden farklı bir koya iniş yapmışlardı. Artık endişelenmeye başlamışlardı. Yakıt, yiyecek ve suları bitmişti. Nerede olduklarını da bilmiyorlardı.

Bertram tüm olumsuzluklara rağmen elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu.

Tek şansları ilk seferinde indikleri yere yürüyerek geri dönmekti. Yine o Aborjini bulup ondan yardım isteyeceklerdi. Fakat günler geçmesine rağmen ortalıkta görünmemişti.

Açlık, susuzluk ve sıcaklık işkence gibiydi. Bundan daha kötüsü olamaz diye düşünürlerken geçmeleri gereken başka çetin sınavlarla karşılaşıyorlardı. Attıkları her adımda biraz daha güç kaybediyorlardı. Derken bir yaban sineği sürüsüyle karşılaşmışlardı. Çok fazla olmaları yetmezmiş gibi her biri onlardan bir ısırık almaya çalışıyordu. Bertram ve Klausman koşarak sineklerden kaçmaya çalışmıştı.

Gidecekleri yere varmak için koyu yüzerek geçmek zorundalardı. Suya atlayıp sineklerden kurtulmayı başarmışlardı. Ancak orada onları bekleyen bir koca timsah vardı. Adamlar bu korkunç hayvandan da kaçmayı başarmıştı. Ama bu mücadele sırasında giysilerini ve ayakkabılarını kaybetmişlerdi.

Klausman'da bu anlamda ona yardımcı oluyordu ama sorun çözülmek bilmiyordu.

Aç ve sinekler tarafından ısırılmış bir halde sudan çıkmayı başarmışlardı. Fakat Aborjini bulmak için nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Neyse ki uçağa geri dönüş yolunu hatırlıyorlardı.

Uçağın radyatöründe su kaldığını düşünmek onlara güç vermişti. 13. günde uçağı bulmuşlardı. Radyatörü söküp içinde biriken bütün suyu içmişlerdi. Şimdi ne yapmaları gerektiğini düşünmeye başlamışlardı. Yolculuklarına suda devam etmeye karar vermişlerdi. Uçaklarında iki deniz uçağı pilotörü vardı. Birini söküp bir kanoya dönüştürmüşlerdi. Bertram ve Klausman batıya doğru açılmıştı.

Neyse ki deniz sakindi. Birini bulacaklarından emin bir şekilde kürek çekmişlerdi. Ama tam konumlarını bilmedikleri için yanlış yöne gidiyorlardı. Birden bire bir gemi görmüşlerdi. Sonunda kurtulacaklardı. Gemi onlardan sadece 450 metre uzaktaydı. Bertram ve Klausman bağırdı, el salladı ve suya vurdu.

Yemek bulamadıkları için çoğu gün aç geziyorlardı ve buna rağmen pes etmemişlerdi.

Kimse onları duymamıştı. Öylece oturup geminin yavaş yavaş uzaklaşmasını seyretmişlerdi. Sonraki dört günü suda geçirmişlerdi. Dördüncü günün akşamı nihayet kıyıya varmışlardı.

Melville Adası'nda olduklarını sanıyorlardı. İki adam kanoyu bırakıp medeniyetten bir iz aramaya koyulmuştu. Ancak daha da artan sıcaklık, böcekler ve ormandan başka bir şey bulamamışlardı. Kanolarına geri dönmüşlerdi. Fakat kano hasar almıştı ve onu parçalamaları gerekmişti. Artık kullanılamayacak durumdaydı. Kıyıya dönmeden önce ancak birkaç kilometre yol kat edebilmişlerdi.

Bertram ve Klausman ne yapacaklarını bilmiyordu. Bir kaya çıkıntısının altına sığınıp kötü hava koşullarından ve güneşten korunmaya çalışmışlardı. Fırtına onları inmeye zorlayalı 39 gün olmuştu. Neredeyse bütün umutlarını kaybettikleri anda yerel bir Aborjin kabilesi onları bulmuştu. İki adama yiyecek ve su vererek yardım etmişlerdi.

Kurtuluşları 39 gün sürmüştü ama en nihayetinde hayatta kalmayı başarmışlardı.

Bir hafta sonra bir kurtarma ekibi gelmişti. Yaklaşık 39 gündür kayıp gezginleri arıyorlardı. Aynı rotayı takip ederek önce uçağı ve sonra da Bertram'ın mendilini bulmuşlardı.

Bertram ve Klausman uçakta biraz daha beklemiş olsaydı çok daha erken kurtarılacaktı. Bu hatalarını 39. gün boyunca aç ve susuz kalarak ödemişlerdi. Buna rağmen Avustralyalı bir adam onların yaşadıklarını kendi isteğiyle yaşamıştı. 2017'de aynı bölgeye tam da Bertram ve Klausman'ın indiği yere gitmişti.

1932'de izledikleri rotada yürüyerek deniz açılmıştı. Yanına yiyecek ya da su almamıştı ve beraberinde sadece iki havacının yanında olan aletler vardı. Onların yaşadığı zorlukları aşabileceğini kendisine kanıtlamak istiyordu ve bunu başarmıştı. Hatta bütün yolculuğunu kameraya çekerek bir belgesel bile çekmişti.