Titanik faciasının yaşandığı 14 Nisan 1912 akşamı, kimse 42 yaşındaki kemancı Wallace Hartley kadar rahat değildi. Gemi batarken o kemanını çalmaya devam ediyordu. Kendini kemanının ritmine kaptırmıştı. Titanik batarken keman çalan bu adam, olayın vahametini çok sonra fark edecekti.

Titanik batarken keman çalan adam, durumun vahametini 2 dakika sonra anlayabilmişti.

Titanik batarken keman çalan adam olarak bilinen Wallace Hartley, 20. yüzyılın başında iki ölümlü gemi kazasından kurtulan kendi halinde bir müzisyendi.

Wallace Hartley yirminci asrın başında iki önemli gemi faciasından kurtulan mütevazi bir kemancıydı. Bu adam hem Titanik hem de Lusitania'da bu felaketlerini ilk elden yaşayacak kadar şansızdı. Ama bir yandan da her iki kazadan sağ salim kurtulacak kadar şanslıydı.

1888 senesinde İngiltere, Hamshire'de doğmuştu. Beş çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuydu. O zamanlar henüz bir ergen olan Wallace, ilk kez bir deniz yolculuğuna çıkmıştı. Denizden o kadar büyülenmişti ki, bu ilgisini mesleğe dönüştürmeye karar vermişti. Hayatını sonsuza dek değiştirmeye kararlıydı.

Bir süre Avrupa ve Afrika arasında kargo ve yolcu gemileri filosu işleten Union Caste Deniz Yolları'nda çalışmıştı. Daha sonra kraliyet posta gemisinde çalışmaya başlamıştı. Kraliyet posta gemisinin, İngilizcedeki kısaltması RMS diye geçiyordu. Titanik'in isminde de RMS kısaltması vardı. Bu gemi de posta taşıyacak şekilde inşa edilmişti. Muhtemelen bu yüzden devasa bir posta odası ve güvertede de bir postanesi vardı.

Wallace Hartley kemanını çalmaya devam ediyordu, o an hiçbir şeyin farkında değildi.

14 Nisan 1912 tarihinde o ünlü kaza sırasında Wallace güvertede keman çalıyordu. Birden gök gürültüsüne benzer bir ses duymuştu, daha 1 dakika bile geçmeden geminin tüm motorları durmuştu.

Yeni işi, hayatını değiştirecek olan White Star Line Deniz Yolları'nda başlamak üzereydi. Herkesin Titanik olarak bildiği ve asla batmayacağını düşündüğü o gemide çalışmayı sabırsızlıkla bekliyordu. Hatta işi almak için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Gemideki müzisyenlik işine başvurmuştu. Başvurusunda tüm yeterlilik belgelerini listelemişti.

Ama şöyle bir durum vardı; O zamanlar Wallace 42 yaşındaydı ve eğlence personelinin daha genç olması bekleniyordu. Çünkü iş sürekli ayakta olmayı gerektiriyordu. O yüzden yaşı hakkında yalan söylemişti. Yaşını 32 olarak beyan etmişti ve bu sayede işi almayı başarmıştı. Ayda yaklaşık 7.50 dolar kazanacaktı.

14 Nisan 1912 akşamı Wallace güvertede kemanıyla insanları eğlendiriyordu. 8-12 saatleri arasıydı. Ansızın gök gürlemesine benzeyen bir ses işitmişti. Henüz 1 dakika bile geçmemişti ki, iş arkadaşlarına motorları durdurma emri verilmişti. Motorlar durduğunda geminin su almaması için tüm kapakları kapatmaları gerekmişti.

Titanik kemancısı kendini müziğin ritmine kaptırmıştı, koşuşturan insanları fark etmiyordu.

Suyun içeri girmemesi için tüm kapaklar kapatılmıştı, ama zeminden su girmeye devam ediyordu. Titanik önlenemez bir şekilde batıyordu. Wallace ise güvertede hala keman çalıyordu.

Tüm kapaklar suyun içeri dolmaması için kapatılmıştı. Yaklaşık 2 dakika içinde kaptan, gemide başlayan yangına müdahale etmelerini emretmişti. Ama bunu yaparken geminin zemininden su girmeye başlamıştı. Bu noktada kaptan herkese kaçış merdivenlerine doğru hareket etmelerini söylemişti.

Titanik batarken hala keman çalan Wallace, tam 2 dakika sonra olayın farkına varmıştı. Hemen merdivenleri tırmanıp ana güverteye çıkmıştı. Herkes için filika vardı. Fakat her mürettebat üyesi farklı bir tekneye atanmıştı. Ne yazık ki mürettebattaki herkesin bunu uygulayacak kadar zamanı yoktu.

Yani Wallace vardığında nereye gideceğini bilmiyordu. Filikalarla ilgili bir başka sorun daha vardı. Titanik'in batmayacağına o kadar güveniliyordu ki, bu zamana kadar hiçbir tatbikat yapılmamıştı. Bu yüzden gemideki hiç kimse tam olarak ne yapılması gerektiğini bilmiyordu.

Bu filika sahnesi yaşanan o korku dolu dakikaları çok güzel özetlemekteydi.

Wallace'ın yeni görevi olabildiğince fazla sayıda kadını ve çocuğu kurtarmaktı. Bunu 13 numaralı filikada başarıyla yerine getirmişti, ama sandığı kadar kolay olmamıştı.

Wallace'ın görevi bir anda değişmişti. Artık olabildiğince fazla sayıda kadını ve çocuğu kurtarmaya çalışıyordu. Bunu on üç numaralı cankurtaran sandalında başarılı bir şekilde yerine getirmişti. Sonunda tekneye 70 kişi doldurmayı başardığında filikayı indirmesi emredilmişti. O sırada birkaç adam daha filikaya binmişti.

Aslında Wallace'ın planı filikadaki tek erkek olmaktı. Böylece tüm gücünü Titanik'ten uzaklaşmak için kullanabilecekti. Fakat düşündüğü kadar kolay olmamıştı. İlk inen filika diğer filikalardan farklı olarak boştu. Wallace'ın filikası ise aşırı doluydu ve sarsıntısız şekilde inmesine rağmen filikanın içine su dolmadan uzaklaşması mümkün olmamıştı.

Neyse ki denize indirilmeden hemen önce filikaya atlayan adamlar teknede fazladan kürek bulmuşlardı. Batan geminin filikalarını denizin dibine çekmemesi Wallace'a yardım etmişlerdi. Bu sayede Titanik'ten uzaklaşmayı başarmışlardı. Ama çok uzağa gidememişlerdi.

Titaniğin batma anı, filikalardaki yolcularda şok etkisi yaratmıştı.

Güvenli bir mesafede olduklarını hissettiklerinde kürek çekmeyi bırakmışlardı. Ama yanlarında pusulaları olmadığı için nereye ya da hangi yöne gittiklerini bilmiyorlardı.

Güvenilir bir uzaklıkta olduklarını düşündüklerinde kürek çekmeye ara vermişlerdi. Wallace ve filikadakiler teknede bir pusula olup olmadığına bakmışlardı. Ama bulamamışlardı. Bu yüzden hangi yöne gitmeleri gerektiklerini bilmiyorlardı. Ancak ertesi sabah 9:50'de kurtarılabilmişlerdi.

Yani suda 7 saatten fazla zaman geçirmişlerdi. Onun filikası insanlarla doluydu. Toplam 13 filikadan en son kurtarılanlar arasındaydı. Wallace kendisine Titanik batarken keman çalan adam lakabını kazandıran işine başlamadan önce, yine denizcilikle ilgili başka bir işte çalışıyordu.

Talihsiz olay sona erdiğinde böyle bir felaketin tekrar başına gelebileceğini düşünmüyordu. Ama yanılmıştı.

Lusitania, Alman denizaltısı tarafından vurulur vurulmaz batmıştı.

Wallace'ın mürettebatı olduğu bir sonraki gemi Lusitania'ydı. Yeni işe başladığı bu gemi, Walher Schwieger'ın komuta ettiği bir Alman denizaltısı tarafından vurulmuştu.

Wallace'ın çalışmaya başladığı bir sonraki gemi Lusitania olmuştu. O da yakında bir felaketle karşılacaktı. Bu gemi 1906 yılında inşa edilmişti ve 1915 yılına kadar Atlantik'te 202 sefer yapmıştı. 7 Mayıs 1915 tarihinde gemi New York'tan Liverpool'a 202'nci yolculuğunu tamamlamak ve ilk ve son darbesini yemek üzereydi.

Geminin 1266 yolcusu ve 696 mürettebatı vardı. Lusitania öğleden önce saat 11:10'da bir Alman denizaltısı tarafından yeri saptandığında, İrlanda'nın kuzey sahiline dik bir şekilde ilerliyordu. Denizaltının komutanı olan Walher Schwieger büyük gemiye bir torpil gönderme emri vermişti.

Geminin Avrupa'ya askeri mühimmat taşıdığını düşünüyordu. Gemi hızlı ilerlemesine rağmen tam hızda gitmiyordu. Torpido sancak pruvasından gemiye çarpmıştı. Bu temas bölgesinde bir delinmeye neden olmuştu. Gemi kaygı verici bir hızda suya batmaya başlamıştı.

Wallace, Titanic için bir sembol haline gelmişti.

Herkesi kurtaracak yeterince filika olmasına rağmen geminin bu denli hızlı batması durumu kaotik bir hale sokmuştu. Gemideki pek çok insan bu kargaşa yüzünden hayatını kaybetmişti.

Gemideki herkesi kurtarmak için yeterli sayıda cankurtaran sandalı vardı. Ama çok sayıda insanın olması ve geminin bu denli süratli su alması, durumu baş etmesi güç bir hale sokmuştu. Ne yazık ki gemiden çok az insan kurtulabilmişti. Bunların arasında Titanik batarken keman çalan adam olarak bilinen Wallace'da vardı.

Carpathia'nın kurtarma gemisi, Lusitania vurulduktan kısa bir süre sonra battığını öğrenmişti. Yardım için Cork Limanı'ndan ayrılan Juhn adındaki bir İngiliz kruvazörü de derhal harekete geçmişti. Başından geçen bütün bu olaylar Wallace'ın denize olan ilgisini ve gemilerde çalışma sevdası hiç azalmamıştı.

Kendisine bir orta yol bulmuştu. İkinci önemli batma faciasını yaşadıktan hemen sonra, ailesine bundan böyle büyük gemilerde bir daha asla çalışmayacağını söylemişti. Bu kararında neredeyse geç bile kalmıştı. Fakat emekli olduktan sonra dahi denizden uzak kalmayı başaramamıştı.