Dünyaca ünlü İngiliz yazar Charles Dickens'ın hayatı biyografilerinde anlatıldığı kadar kadar toz pembe değildi. Bilinen hayatının aksine bilinmeyen hayatında pek çok keder gizliydi. Giderek artan şöhreti onu zamanla daha kötü biri yapmıştı. 1858 yılında yaptığı bir hata ise evliliğinin noktalanmasıyla son bulmuştu.

Charles Dickens evlilik hayatı güzel başlamıştı, ancak başladığı kadar güzel bitmeyecekti.

Charles Dickens ileride eşi olacak Catherine Hogarth'la patronu George Hogarth'ın Kensington'daki küçük malikanesinde tanışmıştı. Onu gördüğü ilk anda aşık olmuştu.

Catherine Hogarth, 19 Mayıs 1815'te İskoçya'da dünyaya geldi. Eğitimli bir ailede yetişen on çocuğun en büyüğüydü. Babası George Hogarth bir gazeteciydi. 1830'larda Londra'ya taşınmışlardı. George beş yıl sonra The Evening Chorenicle gazetesinin editörü olmuştu. Charles Dickens'la da orada tanışmıştı.

Genç ve yetenekli yazara, gazetesinde bir iş vermişti. Sonraki günlerde Hogarth, Dickens'ı Kensington'daki evine davet etmişti. Charles henüz 19 yaşındaki Catherine'le orada tanışmıştı. Zeki, güzel ve genç bir kız olduğunu hemen fark etmişti. İlk görüşte ondan hoşlanmıştı. Zaten yıllardır sevgiyle birbirine bağlı bir ailenin hayalini düşlüyordu. Catherine bu anlamda tam aradığı kadındı.

Onun için iyi bir ev kadını, düşünceli bir anne ve kültürlü bir arkadaştı. Charles, Catherine'i 23'üncü yaş günü kutlamasına çağırmıştı. O günden sonra o da Charles'dan hoşlanmaya başlamıştı. İkili bir kısa süre sonra evlenmeye karar vermişti. Yaklaşık 1 yıl sonra da evlenmişlerdi.

Catherine Hogarth güzel bir kadındı ama yıllar içinde tüm güzelliğini kaybetmişti.

Evliliklerinin ilk yılları oldukça mutlu geçmişti. Fakat 1837'de Catherine hastalanmıştı ve yeni doğan bebeğini zar zor emzirebilmişti. Bu da depresyona girmesine neden olmuştu.

Evli oldukları ilk senelerinde gayet mutlulardı. Genç, özgür ve neşe dolulardı. Hiçbir ailevi ya da maddi sorun aralarını bozamıyordu. Sık sık tiyatroya, partilere ve müzikallere gidiyorlardı. Eşine sürekli diğer yarım ve karıcığım diye hitap ediyordu. Charles Dickens'ın hayatı şu an için hayallerindeki gibi ilerliyordu.

Öyle ki günlüğüne zengin ve ünlü olsaydı bile asla o küçük dairesindeki kadar mutlu olamayacağını yazmıştı. Düğünlerinden 9 ay sonra, 1837'de ilk çocukları doğmuştu. Fakat Catherine hastaydı ve bebeğini zorlukla emzirebiliyordu. Bu da doğum sonrası depresyonu yaşamasına yol açmıştı.

Charles karısına destek olmaya çalışmıştı, bir varisi olduğu için gayet memnundu. Ancak Catherine ona kendisi bakamadığı için, oğlunun büyüdüğünde onu sevmeyeceğinden korkuyordu. Sonraki yıllarda üç tane daha çocukları olmuştu. Beşinci çocuklarının doğumuna günler kala Amerika'ya gitmişlerdi.

Bu ünlü yazar artık Amerika Birleşik Devletleri'nin çok satanlar listesinde yer alıyordu.

Charles, Amerika Birleşik Devletleri'nde büyük bir başarı yakalamıştı. Romanları kısa sürede en çok satanlar arasına girmişti, ama aldatıcı telif hakkı kuralları yüzünden hiç para kazanamamıştı.

Dickens, Amerika'da büyük bir sükse yapmıştı. Kitapları kısa sürede en çok satanlar arasına girmişti. Ne var ki yanıltıcı telif hakkı düzenlemeleri nedeniyle satışlardan beş kuruş para alamamıştı. O nedenle bu sorunları halletmek için Atlantik Okyanusu'nun öbür yakasına gitmesi gerekmişti. Catherine'le birlikte Amerika'ya ulaşmayı güç bela başaran bir gemiye binmişlerdi.

Birçok şiddetli fırtınayı ve güvertede çıkan bir yangını atlatmışlardı. Gemileri Nova Scotia'ya vardığında karaya oturmuştu. Catherine yolculuk zorluklarla dolu olmasına rağmen, neşeli ve dirayetliydi. Charles bir arkadaşına onun cesaretini hiç yitirmediğini yazmıştı. Hiç şikayet etmeden, her koşula uyum sağlıyordu. Catherine yalnızca yürekli bir yol arkadaşı değildi. Bununla beraber iyi bir oyuncu, kusursuz bir aşçı ve hatta iyi bir yazardı.

Charles'ın amatör oyunlarında bile oynamıştı. "What Shall we Have for Dinner?" adında bir de yemek kitabı yazmıştı. Kitapta karmaşık yemekler için bir sürü menü, tarifler ve genç ev kadınlarına ev işleri konusunda tavsiyeler vardı. Kitabı az zamanda çok satanlar listesine girmişti. 1860'a kadar birkaç kez yeniden basılmıştı.

Dickens ailesi oldukça kalabalıktı, toplam 8 erkek ve 12 kadından oluşuyordu.

Charles büyük bir ailesi olmasından artık mutlu olmamaya başlamıştı. Günlüğüne daha fazla çocukları olmamasını umut ettiğini yazmıştı, bunun sorumlusu olarak da eşini suçlamıştı.

Beşinci çocukları doğduğunda Charles artık rahatsız olmaya başlamıştı. O kadar fazla çocukla aynı evde yaşamak ona göre değildi. Öyle ki günlüğüne başka çocukları olmaması için dua ettiğini yazmıştı. Charles Dickens'ın hayatı hayallerindeki kadar cazip gelmemeye başlamıştı.

15 yıl içinde Catherine toplam on çocuk doğurmuştu. Çok fazla stres yaşamasına ve evlendikleri günkü o güzel kadına artık benzememesine şaşmamak gerekirdi. Charles çok fazla çocukları olduğu için Catherine'i suçlamıştı. Ne de olsa o da büyük bir aileden geliyordu. Bu yüzden eşine oldukça sinirliydi.

Charles en nihayetinde birbirleri için yaratılmadıkları sonucuna varmıştı. Arkadaşlarına karısının soğuk, duyarsız, dar kafalı, şişman, alımsız, sinirli ve kötü bir anne olduğunu anlatmıştı. Sürekli ağladığından şikayet etmişti. En küçük oğullarının doğumundan sonra yatak odasını ayırmaya karar vermişti.

O zamanlar daha 18 yaşında olan Ellen Ternan istemediği olayların içine çekilmişti.

1858 baharındaki vahim bir hata Charles'ın evliliğini sonlandırmıştı. Ellen Ternan adındaki genç bir oyuncuya aldığı kolye kazara kendi evine teslim edilmişti.

1858 yılındaki bir hatasından dolayı Dickens'ın evliliği noktalanmıştı. Charles'ın, Ellen Ternan ismindeki genç bir kıza aldığı kolye yanlışlıkla evlerine gönderilmişti. Postacı adresi karıştırdığı için bileziği direkt Catherine'e teslim etmişti. Catherine şüphelerinde haklı çıkmıştı. Ama Charles özür dilememişti.

Oyunlarında rol alan oyunculara küçük hediyeler vermenin gayet sıradan olduğunu söylemişti. Üstüne üstlük sergilediği aşağılayıcı tavırdan dolayı Catherine'nin Ellen'dan özür dilemesini istemişti. Gidip kolyeyi kendisinin teslim etmesi konusunda ısrarcı olmuştu. Bu Catherine, Charles'tan ayrılmaya karar vermesine yol açmıştı.

Olayın iç yüzü daha sonra anlaşılmıştı. Charles, Ellen'la 1 yıl önce tanışmıştı. Annesi ve kız kardeşleri için bir daire kiralamıştı. O zamanlar aralarında duygusal bir ilişki olmamasına rağmen Ellen her yerde ona eşlik ediyordu. Charles, 1858'de boşandıklarını resmen açıklamıştı.

The Household Words dergisindeki köşesinden konuyla ilgili bir açıklama yapmıştı.

The Household Words adındaki bir dergide eski karısıyla dostça ayrıldıklarını açıklamıştı, fakat gerçek Dickens'ın bahsettiği gibi değildi. Yine de toplum Catherine'i ayıplamayı seçmişti.

Bir aile dergisindeki köşe yazısında, eski karısıyla dostça bir karara vardıklarını açıklamıştı. O dönemler evliliğe ayrılmaz bir bağ olarak bakılıyordu. O yüzden kadınlara hiçbir hak tanınmamıştı. Bunun sonucu olarak evi en büyük oğlu Charles Jr. ile birlikte terk etmek zorunda kalmıştı.

O zamanın kanunlara göre diğer tüm çocukların babalarıyla kalmaları gerekiyordu. Dickens anneleriyle görüşmelerini onaylamıyordu. Bunu açıkça yasaklamasa bile her iki kızının da annelerini düğünlerine davet etmemeleri konusunda ısrarcı olmuştu. Ona dördüncü oğlu Walter'ın ölümünü de söylememişlerdi.

Toplum Catherine'i ayıplamıştı. Onun böyle dahi bir adama yakışmadığını söylemişlerdi. Dickens'ın gösterişsiz, kendisine bakmayan, daima kötü bir ruh halinde olan bir kadından boşanmasını haklı görmüşlerdi. Ne de olsa Charles Dickens gibi bir dahinin daha iyi bir hayatı seçmeye her zaman hakkı vardı.

Kate Perugini annesinin biyografisindeki gibi kötü bir insan olmadığını söylemişti.

Catherine'in ikinci kızı Kate annesinin kötü bir insan olmadığını yazmıştı. Her insan gibi hataları vardı, ama o iyi bir insandı. Torunu Lucinda Hawksley'de ona haksızlık yapıldığını söylemişti.

Catherine'e üzülen çok az kişi vardı. Yaşadığı her şeyden sonra sağlığını, güzelliğini ve neşesini korumakta güçlük çekiyordu. İkinci kızı Kate annesinin kötü bir yanının olmadığını yazmıştı. Her insan gibi hataları vardı. Ama aynı zamanda iyi bir insan ve gerçek bir hanımefendiydi.

Kocasından korkuyordu ve birlikteyken hissettikleri hakkında konuşmaya çekiniyordu. Hayatının sonuna kadar yalnız yaşamak zorunda kalmıştı. Dickens'dan 9 yıl daha uzun yaşamıştı. Ölümünden önce yazışmalarını kızı Kate vererek onları İngiltere Müzesi'ne teslim etmesini istemişti.

Böylece dünya Dickens'ın onu bir zamanlar sevdiğini bilecekti. Öldükten sonra Londra'daki Highgate mezarlığına gömülmüştü. Catherine'in ölümünden yaklaşık 139 yıl sonra, bir yazar ve öğretim üyesi olan Lucinda Hawksley bu konuda ona haksızlık yapıldığını söylemişti.

Dickens ve eşi mutlu başladıkları evliliklerini hayal kırıklığıyla bitirmişlerdi.

Büyük edebi ünü Charles'ı giderek daha kötü biri haline dönüştürmüştü, Catherine'i sahte bir teşhisle akıl hastanesine kapattırmayı bile denemişti. Neyse ki bu planını hayata geçirememişti.

Hawksley, Dickens'ın biyografisini yazan yazarların iyi bir eş ve anne olan Catherine'e adil davranmadıklarını söylemişti. Birlikte birçok mutlu yıl geçirmişlerdi. Ancak giderek artan şöhreti Charles'ı daha kötü biri yapmıştı. Ev işlerinin yükü ve yaşadığı çok sayıdaki hamilelik de Catherine'e yaramamıştı.

Profesör John Bowen, 2014 yılında konuyla ilgili yeni yazışmalar bulmuştu. Bowen, New York Üniversitesi'nde çalışıyordu ve 19. yüzyıl roman ve hikaye edebiyatı üzerinde uzman bir isimdi. Bulunan mektuplar Charles'ın karısını düzmece bir teşhise dayanarak akıl hastanesine kapattırmaya çalıştığını ortaya çıkarmıştı.

Bir doktoru Catherine'in akıl sağlığını yitirdiğini beyan etmesi için parayla ikna etmeye çalışmıştı. Neyse ki doktor bu teklifini hiddetle geri çevirmişti. Evliliklerinin sona ermesinden dolayı suçlanan Catherine olsa bile gün yüzüne çıkan bu gerçekler mezarında huzur içinde uyumasını sağlayacaktır.