50 yıldır ormanda yaşayan gerçek Tarzan'ın hikayesi lüks içinde başlamıştı. Prenses Elizabeth Matchabelli'nin varisi olarak dünyaya gözlerini açan Michael Fomenko'nun tercihleri, yıllar içinde onu ormanda yalnız başına yaşayan bir adama dönüştürecekti. Nedense içinde bulunduğu dünyayı bir türlü benimseyememişti.

Michael Fomenko ormanda yaşamaya başlamadan önce ünlü bir sporcuydu.

Gerçek Tarzan olarak bilinen Michael Fomenko'nun hikayesi 1920'lerde başladı. Gürcü bir prensesin oğlu olarak dünyaya gelen Fomenko, ormandaki hayatının aksine lüks içinde yaşıyordu.

Michael Fomenko lüks içinde yetiştirilmiş bir kraliyet ailesi üyesiydi. Annesi bir Gürcü prensesiydi. Kendisi 1920'lerde doğmuştu. Inessa adında bir ablası vardı. Ama ne yazık ki ailesinin sosyal statüsü başlarına sorun açmıştı. Bu yüzden Gürcistan'ı terk etmek zorunda kalmışlardı.

O dönemlerdeki siyasi durumlardan dolayı daha iyi şartlarda yaşamanın özlemini çekiyorlardı. Bunun için de ülkelerinden firar etmeleri gerekmişti. Bu hengamede karşılaşmak zorunda kaldıkları en büyük zorlukları yoksulluk olmuştu. Sahip oldukları tüm değerleri eşyaları satmak zorunda kalmışlardı.

Topladıkları paralarla yeni kimlikler yaptırıp yolculuklarına başlamışlardı. Sınırı geçmelerine ve Çin'in Mançurya bölgesine ulaşmalarına yardımcı olmaları için Çinli haydutlarla anlaşmışlardı. Yaklaşık 1 ay boyunca yürüyerek yolculuk yaptıktan sonra, Sibirya'nın büyük çam ormanlarını geçmişlerdi. Ama hala tehlikedelerdi.

Ormanda yaşayan bu adam Gürcü prensesi Elizabeth Matchabelli'nin varisiydi.

Birkaç yıl Çin'de yaşadıktan sonra Japonya'nın Kobe kırsalına taşınmaya karar vermişlerdi. Michael'ın doğaya olan aşkı da orada başlamıştı, hayatın o kaygısız yönünü sevmişti.

Michael ve ailesi, Mançurya bölgesine ulaşmak için gündüzleri gizlenip geceleri yürümeye devam ediyorlardı. Nihayet Çin'e ulaşmışlardı. Ayakları üzerlerinde durana kadar birkaç yıl boyunca burada yaşamışlardı. Ama Çin'de de can güvenlikleri yoktu. Bu nedenle daha güvenli buldukları Japonya'ya yerleşme karar vermişlerdi.

Kobe civarındaki kırsal kesime taşınmışlardı. Michael'ın tabiata olan hayranlığı da burada başlamıştı. Dışarıda evde geçirdiğinden daha fazla zaman geçirmeye başlamıştı. Üstelik bu tamamen kendi tercihiydi. Hem Michael hem de ablası bahar geldiğinde menekşelerin üzerinde yatmaktan, doğada yürümekten ve hayatın kaygısız yönünü yaşamaktan mutluluk duyuyorlardı.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Michael'ın babası taşınmalarının daha güvenli olacağına karar vermişti. Siyasi kavgaların yaşanmak üzere olduğunu düşünmüştü ve ailesinin bunun içinde yer almasını istememişti. Böylece toplanarak yeniden yola koyulmuşlardı. Bu defaki durakları Sidney'di.

Gerçek Tarzan'ın ormandaki yaşamı tahmin ettiğinden daha zorlu başlamıştı.

Sidney'de başladıkları yeni hayatlarına bir türlü adapte olamamışlardı, dil engeli yüzünden diğer çocuklarla arkadaşlık kuramamış ve iletişim sağlayamamışlardı.

Sidney'de yeni bir hayata başlamışlardı. Babası oldukça prestijli bir okulda müdür olarak işe girmişti. Ablasıyla birlikte bu okulda öğrenim görmeye devam etmişlerdi. Fakat önceki tecrübeleri ve yaşam tarzları buraya uyum sağlamalarını zorlaştırmıştı. İçinde bulundukları ortamı bir türlü beniseyememişlerdi.

Diğer çocuklarla arkadaşlık kuramıyor ve iletişim sağlayamıyorlardı. Dil engeli başlıca sorunlarındandı. Michael'ın doğadaki tecrübeleri onu ablasından daha fazla etkilemişti. Diğer insanlarla zaman geçirmektense doğada yalnız başına olmaktan daha fazla keyif alıyordu. Ayrıca spor yapmasını da çok seviyordu.

Bu yetenekleri onun ileride ünlü sporcu olmasını sağlamıştı. Madalya üzerine madalya kazanıyordu. Yarışmaları galibiyetle bitirmek onun için çocuk oyuncağıydı. O kadar başarılıydı ki, 1957 yılındaki Olimpiyat Oyunları'nda neredeyse Avustralya'yı temsil edecekti. Fakat kimse onun bir sonraki adımını tahmin edemiyordu.

Aslında eski bir sporcuydu ve ünlü sayılabilecek kadar tanınan biriydi.

Spordaki bütün o başarılarına rağmen Michael kendini bu dünyaya ait hissetmiyordu, yalnız kalma isteği giderek artıyordu. Çok geçmeden maddiyatla olan tüm bağlarını kesmişti.

Spordaki umut vadeden yükselişine rağmen Michael kendisini bu dünyanın bir parçası olarak görmüyordu. Tek başına kalma arzusu giderek kabarıyordu. Bu süreçte Odysseia Destanı ile tanışmıştı. Kitabı bitirdikten sonra, kendini denizde 10 yıl boyunca yolculuk yapan ve herkesten uzaklaşan Odysseus gibi hissetmeye başlamıştı.

Hayatının sonraki evrelerinde atacağı adımlar artık iyiden iyiye belli olmaya başlamıştı. Çok geçmeden parayla olan bütün ilişkisini kesmeye başlamıştı. Düşünce yapısı tamamen değişmişti. Hayata olan bakış açısı da görünüşüyle birlikte farklılaşmıştı. Artık rahatsız hissettiği kıyafetleri giymek istemiyordu.

Saçını ve sakalını kesip taramayı bırakmıştı. Bunlar Tarzan olma hikayesinin sadece başlangıcıydı. Tamamiyle ormanda yaşamaya başlayana kadar gün be gün ilerlemişti. Ödemesi gereken faturaları, kirası ve hatta hesap vermesi gereken bir işi kalmayana kadar devam etmişti. Sonunda o ve doğa baş başa kalmıştı.

50 yıldır ormanda yaşayan gerçek Tarzan'ın hikayesi, filmi kadar güllük gülistanlık değildi.

Tamamen ormanda yaşamaya başlayan Michael'ın hayatta kalmaya çalışmaktan başka yapması gereken hiçbir şeyi kalmamıştı. Aslına bakılırsa bu bile oldukça zorlayıcı sayılırdı.

Günlük yapılacaklar listesinde sağ kalmaya çabalamaktan başka yapması gereken hiçbir işi kalmamıştı. Doğrusu bu bile yeterince zorlayıcı olacaktı. Ama bu Michael'ın kendi seçimiydi. Queensland yağmur ormanının her köşesi onun için keşfedilmeyi bekleyen yeni sürprizlerle doluydu.

Michael bu yeni yaşam tarzına uyum sağlamayı başarmıştı. Kurgusal Tarzan hikayesine karşın Michael'ın hikayesi, oldukça zorlayıcı başlamıştı. Çünkü Avustralya ormanlarında pek çok tehlikeli canlı türü yaşıyordu. Michael gibi tecrübesiz kişiler bu canlılardan nasıl korunacaklarını bilmiyordu.

Sular piranalar ve aç timsahlarla doluydu. Bitkiler ölümcül örümceklere ev sahipliği yapıyordu. Üstelik hareket eden her şeyi ısırmaya çalışan sivrisinekler vardı. Temiz içme suyu ve yiyecek bulmak dertlerin en küçüğüydü. İşler Michael'ın beklemediği kadar ters gitmeye başlamıştı.

Bu fotoğraftaki eski insanlar tarafından yardımına koşulmuştu ve son anda kurtarılmıştı.

Timsahlar tarafından saldırıya uğradığı bir gecede bölgede yaşayan yerliler tarafından kurtarılmıştı. Bu Michael'ı korkutmuştu, fakat ormanda yaşamaktan vazgeçmek istemiyordu.

Fırtınalı bir gecede timsahlar tarafından yenmek üzereyken yerel halktan birkaç kişi tarafından kurtarılmıştı. Bu Michael için bir mucizeydi. Ancak ormanda yaşamaktan vazgeçmeye niyetli değildi. 1964 yılına gelindiğinde Queensland ormanı yakınındaki bir polis karakoluna sokaklarda dolaşan yarı çıplak bir adamın ihbarı gelmişti.

Polisler hızlıca olay yerine intikal etmişti. Epey süren bir kovalamacanın sonunda Michael tutuklanmıştı. Gözaltındayken polisler ona ne yapacaklarına karar vermeye çalışmıştı. Fakat davranışları durumu hiç kolaylaştırmamıştı. Ormanda geçirdiği zamandan dolayı vahşi bir tutum sergiliyordu.

Böylece polisler doğru düzgün bir şekilde teşhis konulabilmesi için onu bir akıl hastanesine götürmeye karar vermişlerdi. Doktorlar onun resmen deli olduğuna karar vermişti. Aslında deli değildi. Vahşi doğada geçirdiği onca zamandan dolayı insani davranışlarını unutmuştu.

Artık evsiz bir adam sayılırdı, üstelik harcayacak beş kuruş parası da yoktu.

Doktorlar onun barbar gibi davranmasını durdurmak için karmaşık bir tedavi uygulamaya vermişlerdi, fakat yıllarca süren tedavi çabaları hiçbir sonuç vermemişti.

Bir müddet sonra akıl hastanesindeki hekimler, onun vahşi bir hayvan gibi davranmasını önlemek için kompleks bir tedavi uygulamaya başlamışlardı. Ormanın bir parçası olmak istemesini anlayamıyorlardı. Anlamadıkları bu barbarca davranışlar, aslında bir akıl hastalığının belirtileri değildi.

Senelerce süren tedavi uygulamaları herhangi bir netice vermemişti. Doktorlar sonunda vazgeçerek Michael'ı serbest bırakmaya karar vermişti. Bu olaydan hemen Avustralya ormanlarına geri dönmüştü. Fakat bu sefer dersini almıştı, artık daha temkinli davranacaktı.

1966 senesinde Avustralyalı Aborjinler'e katılmıştı. Bu o güne kadar verdiği en iyi karar olmuştu. 50 yıldan fazla bir süre Aborjinler'le beraber yaşamıştı. Bu sürenin ardında Michael avlanamayacak, kendi silahlarını yapamayacak ve hızlıca koşup yüzemeyecek kadar yaşlanmıştı.

Yaşlı bir insana dönüşene kadar ormanda yaşamaya devam etmişti, bu hayatı 2012 yılında son bulmuştu.

Ormanda yaşayamayacak kadar yaşlanan Michael, 2012 yılında huzurevine yerleştirilmişti. Hayatının kalan günlerini sessiz ve sakin bir şekilde orada geçirmek zorunda kalmıştı.

İyice yaşlanan Michael, 2012 senesinde bakımevine yerleştirilmişti. Ömrünün kalan günlerini suskun ve durgun bir şekilde huzurevinde geçirmişti. Doğayı ve barındırdığı gizemleri sevdiğine hiç şüphe yoktu. Ama aynı zamanda dış dünyada da beklenmedik ortaya çıkışlar yapıyordu. Oldukça şakacı biriydi.

Yoldan geçen kamyonet ve otobüslerin üzerlerine atlayarak yolcularını korkutuyordu. Toplumun bir parçası olmak istememesine rağmen, zaman zaman kurduğu temaslardan keyif alıyordu. Doğa ona aidiyet duygusu vermişti. Oradayken kendini güvende hissediyordu.

Kendisi o bölgede gittikçe ünlü olmaya başladığından dolayı insanlarda onu tanımaya başlamıştı. 2012 yılında huzurevine yatırıldığında herkes onun kaybolduğunu fark etmişti. Civar bölgelerde yaşayan pek çok insan onu aramaya çıkmıştı. Nerede olduğunu öğrenene kadar aramayı bırakmamışlardı.