Pan American'ın Boeing 377 Stratocruiser tipi uçağının başına gelenlerle Tupolev Tu-124, Douglas DC-8 ve Airbus A320'nin başına gelenler arasında pek bir fark yoktu. Hepsinin motor arızası vardı. Fakat düşmek üzereyken suya inmeyi başarmışlardı. Bu başarıları onları suya inen ilk uçaklar yaptı.

Düşmek üzereyken suya inen bu uçak facianın eşiğinden kıl payı kurtuldu.

Pan American'ın 6. sefer sayılı uçağı birkaç yere uğrayarak dünya turuna çıkacaktı, ancak bu onun iniş noktasına ulaşmadan önceki son kalkışı olmuştu.

Havacılıkta suya inişler için kullanılan deyim zorunlu iniştir. Ki bu pilotların başına gelebilecek en talihsiz olaylardan biridir. Bunun aslında tek nedeni böyle durumlarla başa çıkabilecek pilotları eğitmenin hemen hemen mümkün olmamasıdır. Bilhassa da 1956 senesinden bahsediyorsak!

O dönemler daha eğitim simülasyonları bile mevcut değildi. O yıl bir yolcu uçağı ilk kez başarılı bir şekilde suya mecburi iniş yaptı ve bu herhangi bir uçak değildi. Basınçlı kabini olan, ilk yolcu uçaklarından biriydi. Boeing 377 Stratocruiser'in 4 motoru vardı.

Çift katlı bu uçağın yolcu kapasitesi 100 kişiydi. Ancak 16 Ekim 1956 tarihinde uçakta sadece 24 yolcu ve yedi mürettebat vardı. Pan American'ın 6. sefer numaralı yolcu uçağı bir iki yere uğradıktan sonra dünya turuna başlayacaktı. San Francisco'daki varış noktasına ulaşmadan önceki son kalkışını yapmıştı.

Boeing B-47 Stratojet döneminin en iyi 4 motorlu uçakları arasında başı çekiyordu.

Yolculuğun yarısında Boeing motorlarından biri hız sınırını aşarak durmuştu, uçak bulunduğu irtifayı korumayarak deniz seviyesine doğru alçalıyordu.

Yol yarılandığında Boeing motorlarından biri hız limitini aşarak kendi kendini kapattı. Uçak sahip olduğu yüksekliği korumayarak yavaş yavaş deniz seviyesine alçalmaya başladı. Uçağın 4. numaralı motorunun da teklemeye başlaması işleri iyiden iyiye zora sokmuştu.

Buna rağmen pilotlar motorun yükünü kalan 3 motora dağıtmayı başardı ve uçağı 1500 metre irtifada sabitledi. Ancak bir başka sorun hala devam ediyordu. Uçakta San Francisco ya da Honolulu'ya geri dönecek kadar yakıt kalmamıştı. Tek seçim suya mecburi inişti.

Ama geceydi ve böyle bir inişi yapmak için hava fazla karanlıktı. Bu durumun insana çok ürkütücü geldiğini biliyorum ama bu olayın henüz iyi kısmıydı. Çünkü gün ağarana kadar uçak mümkün olduğunca fazla yakıt tüketmek zorundaydı. Aksi takdir inmesi daha zor olacaktı.

Boeing B-47 Stratojet hızla irtifa kaybediyordu, suya çakılmasına saniyeler kalmıştı.

Gün ışığı pilotların çok işine yaramıştı, fakat uçağı başarılı bir şekilde suya indirebilmeleri için rüzgarın yönünü ve dalgaları iyi hesaplamaları gerekiyordu.

Aydınlanan hava pilotların çok işine yaradı. Çünkü deniz yüzeyindeki durum sürekli değişiyordu ve su hep dalgalıydı. Uçağı güvenli bir şekilde denize indirebilmeleri için, pilotların onu rüzgarın yönüne dik gelecek şekilde iki dalga arasında konumlandırmaları gerekiyordu.

Aksi takdirde uçak kırılıp ikiye bölünürdü. Zira suya inişlerde yüzey asfalttan daha yumuşak değildir. Bu tip inişlerde, iniş takımları açılırsa dalgalar tekerlekleri kırarak uçağın içine dolacaktır. Yani böyle bir şeyi yapmak iyi olmazdı. Sonuç olarak tahmin edebileceğiniz gibi bu bir uçağın suda yüzme süresini büyük ölçüde azaltırdı.

Ki bu okyanusun ortasında kurtarılmaya beklerken isteyeceğiniz son şeydir. Neyse ki Pan American'ın 6. sefer sayılı uçağındaki insanların hiç beklemesi gerekmemişti.

Denize düşen uçak enkazı ancak 1 saat sonra kurtarılabildi, kurtarma ekiplerinin bölgeye ulaşması uzun sürdü.

Saatte 165 kilometre hızla mecburi inişe geçen uçak darbeye dayanamayarak ikiye ayrılmıştı, uçağın suda batması sadece 17 dakika sürmüştü.

Mecburi iniş sabahın erken saatlerinde saatte 165 kilometre civarı bir hızla yapıldı. Uçağın gövdesi darbeye dayanamadı ve kırıldı. Uçağın batışı yalnızca 17 dakika sürdü. Ondan sonra artık uçaktaki 31 kişinin tamamı güvendeydi. Zira kurtarma uçak batmadan sadece 3 dakika önce tamamlanmıştı.

Böyle bir olaydaki başarıları sebebiyle pilotları sadece alkışlarla kutlamak kesinlikle yeterli değildi. Sonuçta duyulmamış bir şey başarmışlardı. Ancak bu tür tehlikeli inişler sadece bu olayla sınırlı değildi.

Tupolev Tu-124 iniş esnasında çok fazla zarar görmemişti, sadece sağ kanadı kırılmıştı.

Benzer bir olay 1968 yılında içinde 52 yolcunun bulunduğu Tupolev Tu-124 tipi bir yolcu uçağının başına da gelmişti, uçak Neva Nehri'ne mecburi iniş yapmak zorunda kalmıştı.

1968 senesinin yazında içinde 52 kişinin bulunduğu Tupolev Tu-124 tipi yolcu uçağı, Rusya'nın St. Petersburg kenti üstünde dönerken Neva Nehri'ne zorunlu iniş yapmanın bir çaresini arıyordu. Bu uçuşla ilgili sıkıntılar, uçak Tallinn'den havalandıktan hemen sonra başladı. Uçağın ön aksamları arızalanmıştı. Ancak uçak geri dönemezdi. Zira hava olması gerekenden daha sisliydi.

Uçuşun Moskova'da son bulması gerekiyordu. Güvenli bir şekilde inilebilecek en yakın havaalanı St. Petersburg'daydı. Yerel havaalanının yer hizmetleri pisti zamanında hazırlayamadı. Tupolev Tu-124'in yakıtı çok hızlı tükenmişti. Kısa süre sonra motorlardan birinin benzini tükendi ve durdu. Pilotlar yalnızca uçaktaki kişilerin hayatlarından değil, aynı zamanda yukarıdaki tehlikeden bir haber olan aşağıdaki vatandaşların hayatlarından da sorumlu olduklarını biliyorlardı.

Neva Nehri üzerine mecburi iniş kararı kaçınılmazdı. Pilotlar sadece şehrin ortasındaki nehrin üzerine inişi başarmamış aynı zamanda uçağı köprülerden birine çarpmaktanda son anda kurtarmıştı. Sonuç olarak 52 kişi bu olaydan tek bir yara almadan kurtulmuştu.

Motoru arızalanan Douglas DC-8, San Francisco yakınlarındaki bir sahile inmek zorunda kalmıştı.

Bir başka olay Japonya Hava Yolları'nın 2. sefer sayılı uçağının başına gelmişti, Douglas DC-8 tipi uçak San Francisco sahiline yakın bir yerde suya inmişti.

Muzice diye bir şey kesinlikle var. Risk alıp bir uçağı nehre ya da okyanusa indirmek şans olarak görülebilir. Ancak bir uçağı kusursuz bir şekilde suya indirmek ve hiçbir zayiat vermemek tam anlamıyla muzicedir. Bu olay Japonya Hava Yolları'nın 2. sefer numaralı uçağında yaşanmıştı. Douglas DC-8 tipi uçak, San Francisco plajına yakın bir noktada suya mecburi iniş yapmıştı. Bu olayla ilgili ilk raporlar şoke ediciydi.

Haberlerde büyük bir jet uçağının, San Francisco körfezine düştüğü söyleniyordu. Sahil güvenlik ekipleri uçağın baş aşağı durumda olduğunu tespit ettiklerini bildirmişti. Gerçekte olan bitense rapor edildiği kadar çılgınca değildi. Sadece biraz daha az garipti. Komik olan Douglas DC-8'ın pilotu suya indiğini anlamamıştı. Yer kontrol istasyonu da navigasyonla ilgili herhangi bir problemin olduğunu fark etmemişti. Fakat uçak aslında pistten 3 kilometre uzaktaydı.

Bu hata sisin neden olduğu düşük görüş mesafesi nedeniyle meydana gelmişti. Pilot ne yaptığını gördüğünde artık çok geçti. Yolcuların şansı uçağın körfezden uzakta olmamasıydı. Denizin derinliği o bölgede sadece 7 metreydi ve DC-8 bu sebeple muhtemelen batmayacaktı. 96 yolcu ve 11 mürettebatın kılına bile zarar gelmemişti. Hepsi daha sonra polis ve sahil güvenlik botlarıyla kurtarıldı.

Suya inen yolcu uçağı kurtarma ekipleri gelene kadar suyun üstünde kalmasını başarmıştı.

Benzeri bir diğer olay rekor sayıda yolcusu bulunan Amerikan Hava Yolları'nın Airbus A320 tipi uçağında yaşanmıştı, 1549 sefer sayılı uçak Hudson Nehri'ne iniş yapmak zorunda kalmıştı.

155 yolcu taşıyan Amerikan Hava Yolları'nın Airbus A320 tipi uçağı Hudson Nehri'ne iniş yapmak mecburiyetinde kalmıştı. 1549 sefer sayılı bu uçuş tarihe Hudson Mucizesi olarak geçti. Olay günümüzden yaklaşık 10 sene evvel, 15 Ocak 2009 senesinde yaşandı.

Neredeyse felaketle sonuçlanacak olayın nedeni, motorlara kaçan kazlardan başka bir şey değildi. Pilotların çabası ve Airbus'ın üretim özellikleri uçaktaki 155 kişinin yaralanmadan kurtulmasını sağladı. Uçağın üzerinde çalışan mühendisler, Airbus A320'yi daha önceki kazaları göz önünde bulundurarak tasarlamıştı.

Bu uçağın suya mecburi inişten sonra daha uzun süre suda yüzmesini sağlayan bir suya iniş butonu bulunuyordu. Bu buton suyun içeri sızmasını engellemek için uçağın alt kısmındaki boşlukların çoğunu kapatıyordu. Bu elbette ki Hudson'daki mucizeye katkıda bulunacaktı.

15 Ocak 2009 gerçekleşen uçak kazası, havacılık tarihinin en önemli olaylarından biridir.

Pilotların mecburi inişe hazırlanmak için çok az zamanları vardı, çünkü kuşlar Airbus A320'nin her iki motorunu da kullanılmaz hale getirmişti.

Pilotların zorunlu inişe geçmek için hiç vakitleri yoktu. Çünkü kuşlar Airbus A320'nin her iki motoruna da zarar vermişti. Uçağı havada tutacak başka bir güçleri yoktu. Olay neredeyse 900 metre yüksekte meydana gelmişti. Tek seçenekleri aşağı doğru süzülmek ve çözümün bir an evvel akıllarına geleceğini ummaktı.

Alçalma sırasında yakındaki pistlerden iniş izni istemişlerdi. Ancak bariz bir tek çözüm olduğunu biliyorlardı ve bu çözüm Airbus A320'nin tam karşısındaydı. Hudson Nehri'ne iniş pek de yumuşak olmamıştı ama en başarılısıydı. Pilotlar herkesin tahliye edildiğinden emin olana kadar uçağı terk etmemişti.

Bu inişle ilgili en dikkat çekici şey herhangi bir motorun yardımı olmadan inişin çok hassas bir kesinlikle gerçekleşmiş olmasıydı. Uçak o sırada Hudson Nehri'nde bulunan birkaç turist teknesinin yanına indi. Bu sayede kısa sürede yardım ulaştı. Üstelik uçak hiçbir tekneye de çarpmamıştı.