Etrafında kilometrelerce kar, rüzgar ve buz yarıkları vardı. Tükendiği her halinden belli oluyordu. Sürüne sürüne de olsa kızağını çekmeye çalışıyordu. Tüm arkadaşları ölmüştü ama Douglas Mawson, dünyanın en rüzgarlı kıyısı olan Denison Burnu'nda ölmemek için direniyordu.

Douglas Mawson az daha keşfettiği Denison Burnu'nda ölecekti, ölmekten yaşama azmi sayesinde kurtuldu.

Douglas Mawson liderliğindeki 31 kişi, 2 Kasım 1911'de SY Aurora isimli keşif gemisiyle Kral 5. George ve Adelie bölgesini keşfetmek üzere yola koyuldu.

2 Kasım 1911, SY Aurora adlı araştırma gemisinin Antarktika yolculuğuna başlangıç tarihiydi. Güvertede Douglas Mawson önderliğinde 31 kişi vardı. Douglas, 29 yaşında bir araştırmacıydı ve önceki keşifleriyle şöhret kazanmıştı. Ekibiyle birlikte Kral 5. George bölgesi ve Adelie bölgesini keşfetmek üzerelerdi.

Keşif koca bir yıl sürecekti. Ekip üyelerinin her biri zor şartlarda hayatta kalma konusunda epey tecrübeli olduğundan Mawson başaracaklarından emindi. 8 Ocak 1912 tarihinde araştırma gemisi, Antarktika'daki keşfedilmemiş bir burna ulaştı ve gerilim dolu araştırma başladı.

Keşfettikleri burna, seyahatin başlıca destekçilerinden birinin şerefine Denison Burnu adı konuldu. Ama bu bölge, ilk zorlu imtihanları haline dönüştü. Ekip burada saatte 320 kilometre hızla esen sert rüzgarlarla karşılaştı. Çok sonraları Denison Burnu'nun dünyanın en rüzgarlı kıyısı olduğu öğrenilecekti.

Denison Burnu dünyanın en rüzgarlı kıyısıdır, bu bölgede yaşamak oldukça zordur.

Denison Burnu her ne kadar kamp kurmak için ideal bir nokta olmasa da ekip bunu başarmıştı, Kasım 1912'deki o vahim güne kadar her şey yolunda gidiyordu.

Denison Burnu'nun hava koşulları konaklamak için uygun olmasa da ekip bunu başardı ve araştırma böylece başlamış oldu. SY Aurora, 15 Ocak 1913 tarihinde ekibi almak için geri dönecekti. Yani Avustralya'ya koca bir yıl boyunca geri dönme şansları yoktu.

Kurdukları üç üst arasında iletişimi sağlamak için ekip Antarktika'daki ilk kablosuz telsiz bağlantısını kurdu. Araştırmacılar kıyı çizgisini keşfedip haritalandırdılar. Jeolojik örnekler topladılar ve harika ilerleme kaydettiler. Her şey Kasım 1912'deki o korkunç güne kadar tıkırında gidiyordu.

Kasım ayı, Antarktika'da yazın başlaması anlamına geliyordu ve hava koşulları önceki aylara oranla çok daha sıcak sayılırdı. Mawson'da bu durumdan yararlanmaya karar verdi. Bölgeyi daha verimli şekilde keşfetmek için ana ve ikinci kamptaki ekipleri üçer kişilik sekiz takıma böldü. Kalan kişiler de kampları bekleyeceklerdi.

Xavier Mertz son nefesini verene kadar mücadele etmişti, ama Denison Burnu'nun zorlu şartları onu yenmişti.

Douglas ve ekibi bir aydan kısa bir sürede 480 kilometre yol almıştı, tehlikeli buz yarıklarının arasından ustalıkla geçiyorlardı ama düşmemek için de bir hayli çaba sarf ediyorlardı.

Douglas Mawson'ın takımında İsviçreli kayak uzmanı Xavier Mertz ve İngiliz kraliyet tugayı teğmeni Belgrave Ninnis bulunuyordu. Oldukça iyi teçhizatları ve bol miktarda yiyecekleri vardı. Ayrıca kızak köpekleri de onlara yardım ediyordu. Başlangıçta epey bir yol gitmişlerdi.

Takımlarına Uzak Doğu Partisi adını koymuşlardı ve iki kocaman buzulu aşarak bir aydan az bir zamanda 480 kilometre yol kat etmişlerdi. Ürkütücü buz oluklarının arasından yollarını ustalıkla bulmuşlardı. Ama yine de düşmemek için oldukça dikkatli hareket ediyorlardı.

Buz yarıklarından geçmek için, buz ve kardan oluşan bir köprü buluyorlardı. Dikkatli bir şekilde kızağın ağırlığını taşıyabilir mi diye ölçüyorlar ve birbirlerinin ardında teker teker karşıya geçiyorlardı. 14 Kasım 1912'de bir buz oluğuna daha denk geldiler ve Mertz önden gitmek istedi.

Belgrave Ninnis talihsiz bir kazanın kurbanı olmuştu, köprü parçanınca karların altında kaldı.

Köprünün dayanıklılığını kontrol eden Mertz hiçbir sorun yaşamadan karşıya geçmeyi başarmıştı, onu takip eden Mawson başını geri çevirdiğinde köprünün parçalandığını görmüştü.

Köprünün yeterince dayanıklı olup olmadığını kontrol eden Mertz hiçbir sorun yaşamadan karşıya geçmeyi başardı. Mawson hemen peşinden onu takip etti. Bir ara Ninnis'in iyi olup olmadığını kontrol etmek için ardına baktı. Ninnis kızağının yanında yürüyordu ve her şey yolunda görünüyordu.

Bu yüzden önünden giden Mertz geri bakıp birden ona doğru koşmaya başladığında Mawson oldukça şaşırmıştı. Mawson başını yeniden geriye çevirdiğinde Ninnis ve kızağının kaybolduğunu gördü. O da geriye doğru koşmaya başladı ve köprünün parçalandığını fark etti.

Şaşkınlık ve üzüntüyle aşağıdaki boşluğa baksa da hiçbir şey göremiyordu. Yanlarında halatları vardı, fakat yarığın dibine ulaşamayacak kadar kısaydı. Bağırış ve seslenmeyle geçen 3 saatin sonunda artık yollarına onsuz devam etmeleri gerektiğini anlamışlardı.

Antartika'nın yasak bölge olarak tabir edilen noktası yaşam için elverişli değildir.

O an Mawson ve Mertz çaresiz bir durumda kaldıklarının farkına varmıştı, erzaklarının büyük bir bölümü arkalarından gelen Ninnis'le birlikte kaybolmuştu.

Hem dostlarını hem de bir takım üyesini kaybeden Mawson ve Mertz umutsuz bir durumda olduklarının farkındaydı. Zira hemen arkalarından gelen Ninnis yiyeceklerini, çadırlarını ve köpek mamalarını da taşıyordu. Artık o da olmadığından geriye sadece tek bir kızak kalmıştı.

Çünkü çok eski olan üçüncü kızaklarını geride bırakmışlardı. Kalan kızaktaysa yaklaşık 10 günlük erzakları ve ekip mallarının haricinde pek bir şeyleri yoktu. Kaşifler daha fazla vakit kaybetmeden geri döndüler. Ama ikisi de önlerindeki yolun bir kabusa dönüşeceğini çok iyi biliyorlardı.

İlk gecelerini yaklaşık 500 kilometre mesafedeki ana kampa nasıl döneceklerini düşünerek geçirdiler. Kızaklarından birini bıraktıkları yere geri döndüler. Tüm kızak koşumlarını, kayaklarını ve çadır örtülerini alarak orada bir kamp kurup dinlendiler. Sonrada ana üsse doğru yeniden yola koyuldular.

Kızak köpekleri var gücüyle koşuyordu ama açlık yüzünden bitkin düşmüşlerdi.

Erzakları tükendiğinde akıllarının ucundan bile geçmeyecek bir şeyi düşünmeye başlamışlardı, açlıktan ölmemek için kızaklarını çeken köpeklerini yemeye karar vermişlerdi.

Bu koşullar altında hiç kimse 500 kilometreyi 10 günde tamamlayamazdı. Yiyecekleri bittiğinde asla yapmayacakları bir şeyin kararını almışlardı. Açlıktan ölmemek için köpeklerini yiyeceklerdi. Zira hem kaşifler hem de haskiler oldukça zayıf düşmüştü. Artık başka çareleri kalmamıştı.

İşler daha da kötüye gitmeye başlamıştı. Mertz hastalanmıştı ve mide krampları yaşıyordu. Bu noktada ellerinde sadece bir köpek kalmıştı ve Mawson kızağı hafifletmeye karar vermişti. Sadece hayatta kalmalarına yarayacak eşyalar ve en önemli keşif verileri haricindeki her şeyi atmıştı.

Sonunda köpek kalmamıştı ve kızağı kendileri çekiyorlardı. Mertz'in durumu her geçen gün daha da ağırlaşıyordu. Çok geçmeden hareket edemeyecek hale gelmişti. Mawson'ınsa arkadaşına yardım etmek için elinden hiçbir şey gelmiyordu. Son anına kadar yanında kaldı.

Douglas Mawson tek başına kaldığında bile mücadeleden vazgeçmemişti, her şeye rağmen devam ediyordu.

Tarihler 8 Ocak 1913 gösterdiğinde Mawson üsse dönüş yolunda tek başına kalmıştı, ayaklarında ve ellerinde oldukça ciddi soğuk ısırıklıkları oluşmuştu.

Takvimler 8 Ocak 1913 gösterdiğinde kapma dönüş yolunda artık tek başınaydı. Mawson, Denison Burnu'nun yaklaşık 150 kilometre uzağındaydı. Yanında hiç yiyeceği yoktu. Ellerinde ve ayaklarında ileri derecede soğuk ısırıkları vardı. Devam etmesini sağlayan tek şey azmiydi. Artık kampa da ulaşmak da istemiyordu.

Mawson kurtarma gemisini kaçırdığının farkındaydı. Tek istediği gelecek keşif ekibinin Mertz'in ve kendisinin günlüklerini bulabileceği bir yere ulaşmaktı ve kızağı çekmeye devam etti. Sonra sanki yeterince şey yaşamamış gibi bir felaket daha baş gösterdi. Altındaki buz kırıldı ve bir buz yarığının içine düştü.

Hayatta kalmasını sağlayan şey koşum takımıydı. Koşum takımı yukarıdaki buza saplanmış kızağa bağlıydı. Mawson hem zihinsel hem de fiziksel olarak tükenmişti. Ama kendini yukarı çekmeye çalıştı. Ne yazık ki son anda kayıp geri düştü. Koşum takımını kesip kendini boşluğa bırakma düşüncesinin sınırına gelse de vazgeçti.

Yiyecek kutusu sayesinde karnı doymuştu, açmakta biraz zorlansada buna değmişti.

Mawson 29 Ocak günü kaybetmek üzere olduğu umudunu geri kazanmıştı, ekibinin kendisi için bıraktığı yiyecek zulasını bulması onu yeniden umutlandırmıştı.

Mawson kendini yine yukarı çekmeye başladı ve bu sefer buzun üstüne çıkabildi. Günlüğüne yukarı çıkar çıkmaz tüm gücünün tükendiğini yazmıştı. Hareket bile edemeden orada uzanıp kalmıştı. Ama sonra bir şekilde kızağa ulaşıp uyku tulumunun içine kıvrılmayı başardı ve saatlerce uyuya kaldı.

Uyandığında yeniden ilerleyebilecek gücü vardı. Fakat Mawson ümidini kaybetmek üzereydi. 29 Ocak 1913'te yaşama ümidini yeniden artıracak bir şey buldu. Siyah örtülerle kapatılmış bir zulaya rastladı. Zulanın içinde bir de not vardı. Yazılana göre ekibi onu aramayı bırakmamıştı ve hala gemi Denison Burnu'ndaydı.

Notta ayrıca Alaaddin Mağarasındaki diğer zuladan 30 kilometre uzakta olduğu yazıyordu. Böylece Mawson bolca yemek yedi, biraz dinlendi ve tekrar yola koyuldu. Karnını doyurmasına rağmen hala çok güçsüz ve yaralıydı. Ayaklarının ağrısı onu öldürüyordu. Bundan dolayı mağaraya ulaşması tam üç gününü almıştı.

Buz mağarası dinlenmek için iyi bir yerdi, dışarıdaki fırtına geçene kadar burada dinlenecekti.

Denison Burnu'ndaki şiddetli kar fırtınası Douglas'ın son yamacı aşmasını engellemişti, 8 Şubat 1913'e kadar sığındığı mağaradan dışarı çıkamamıştı.

Mağaraya girdiğinde dışarıdaki kar fırtınası son buzulu aşarak kampa erişmesini engelledi. Takvimler 8 Şubat 1913'ü gösterdiğinde sığındığı mağaradan çıkarak ekibinden üç kişiyle buluşmayı başardı. Artık kurtulmuştu, başına gelen her şeye rağmen hayatta kalmayı başarmıştı.

Uzak Doğu Partisi'nin geri dönmesini sabırla bekleyen araştırma gemisi SY Aurora, Mawson'ın bulunmasından saatler önce Denison Burnu'nda ayrılmıştı. Mawson geminin açık denizde ilerleyişini kendi gözleriyle görmüştü.

Keşif ekibinden gönüllü olarak kalan altı kişi telsizle gemiye ulaşmayı her ne kadar denese de güçlü rüzgarlar iletişim kurmalarına engel olmuştu.Herkes bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Kış gelmişti ve sonraki yaza kadar hiçbir gemi Antarktika kıyılarına yanaşmayacaktı. Bu da neredeyse bir sene demekti.

SY Auror gemisi geri dönüştü, görevi bölgedeki tüm araştırmacıları evlerine götürmekti.

Aralık 1913'te SY Auror geri dönerek yorgun ama gururlu kaşifleri evlerine taşımıştı, Douglas Mawson ülkesine döndüğünde adeta bir kahraman gibi karşılanmıştı.

İlginçtir ki bu Mawson'ın daha çok işine gelmişti. Sonraları kendinin de söylediği gibi içinde bulunduğu sağlık koşulları nedeniyle bir okyanus yolculuğunu atlatamazdı. Ama kampta yavaşça iyileşti. Daha sonra altı adamıyla beraber bölgenin coğrafi ve jeolojik yapısına dair birçok ek veri topladılar.

Ayrıca kaybettikleri arkadaşları için anten direğinden ve Xavier Mertz'in ranzasından kestikleri ahşaptan derme çatma bir anıt yaparak bir anma töreni bile hazırladılar. SY Aurora, Aralık 1913'te geri döndü ve yorgun ama mağrur araştırmacıları evlerine taşıdı.

Douglas Mawson'un geri dönüşü Avustralya'da bayram havasında kutlandı ve başarılarından birçok madalya verildi. 1915'te yaşadığı talihsiz olayların yer aldığı The Home of the Blizzard isimli bir otobiyografi kitabı yayımladı. 76 yaşına kadar uzun ve dolu bir ömür sürdü.