İnsanoğlunun uzay macerası 12 Nisan 1961'de Rus kozmonot Yuri Gagarin'le başladı. Keşfettikçe artan bu merak duygusu, sınırları güneş sisteminin ötesine taşıdı. Eylül 1977'de ise insanoğlunun uzaydaki amacı, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) uzaya gönderdiği Voyager 1'le bambaşka bir hal aldı.

Yuri Gagarin insanoğlunun uzaya çıkabileceğini kanıtlayan ilk astronot oldu.

Uzun bir süredir insanoğlunun gidebileceği en uzak mesafe dünyadaki kıtalarla sınırlıydı, fakat 12 Nisan 1961'de Rus kozmonot Yuri Gagarin bunu değiştirdi.

Çok uzun bir süredir insanoğlunun gidebileceği en uzak mesafeler yerküredeki bölgelerle sınırlıydı. 12 Nisan 1961'de insanoğlu uzaya çıkabilen bir türe dönüştüğünde bunların tümü değişti. Rus kozmonot Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. 108 dakikalık bir uçuşla, yerkürenin üstünden yörüngeye girdi.

Bir ay sonra onu Amerikalılar izledi. 1969'da ise Apollo 11 uçuşu ilk iki insanı aya indirmeyi başardı. Bu olayın önemini kumandan Neil Armstrong'un benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım tanımından daha doğru bir şekilde anlatan bir ifade yoktu. Ardından Nisan 1970'de bir başka önemi başarı kazanıldı.

Apollo 13'ün astronotları yerküreden 4171 kilometre yüksekte, Ay'ın ise karanlık tarafından 254 kilometre uzakta dönüş yapmayı başardılar. Bu türümüzün şimdiye kadar gittiği ve gezegenimizden en uzak olan noktaydı. Ama bildiğimiz en uzak nokta burası değildi.

İnsanoğlunun uzay merakı, güneş sistemi ve gezegenlerin keşfediylesiyle iki kanıta çıktı.

Esasında bu kadar çok bilimsel başarıya yol açan şey insan neslinin bilinmeyene duyduğu doyumsuz meraktı, bu ilerlemeler sınırları güneş sisteminin ötesine kadar genişletti.

Aslında bu kadar fazla bilimsel kazanıma katkı sağlayan şey, insanoğlunun gözleriyle görebildiklerinin ötesindekilere duyduğu doyumsuz meraktı. En küçük şeylere bakmak için bile mikroskoplar geliştirdi. Dünyanın ötesine bakmak içinse güçlü teleskoplar tasarladı.

Bu ilerlemeler sayesinde haritanın sınırları güneş sisteminin ötesine genişledi. Gerçi 1900'lere kadar tüm evrenin, Samanyolu Galaksisi'nden ibaret olduğu sanılıyordu. Fakat yenilgiye henüz hazır olmayan insanoğlu, belki Samanyolu Galaksisi'nde ilerisinde bir şeyler olabilir düşüncesiyle araştırmalarını sürdürdü.

Bu aşamada gök bilimciler bir takım yıldızların diğerlerine oranla daha karanlık olduklarını fark ettiler. Neden diye kendilerine sorduklarında bazı cevaplar bulmaya başladılar. Çok geçmeden Radcliffe Üniversitesi mezunu Henrietta Swan Leavitt, neden sorusunun cevabını buldu.

Henrietta Swan Leavitt insanoğlunun uzaya çıkışı kadar önemli bir keşfe imza attı.

Ünlü Amerikalı astronom Henrietta Swan Leavitt, binlerce değişken yıldız üzerinde çalıştı ve yıldızların uzaklıklarını hesaplayacak yeni bir ölçüt geliştirdi.

Henrietta Swan Leavitt yüzlerce değişken yıldız üstünde araştırma yaptı. Bu yıldızlar yeryüzünden görüldüğü üzere parlaklıkları çoğalıp azalan yıldızlardı. Sefe Değişeni olarak adlandırılan bu yıldızların aynı derecede titreştiklerinde benzer parlaklıklara sahip olduklarını keşfetti.

Bu keşif parlaklığın mesafeyle olan bağlantısını kuracak bir ölçüt sağladığından yıldızların ve galaksilerin uzaklığını ölçmede bir dönüm noktası oldu. Buna göre iki Sefe Değişeni'nden biri diğerine göre daha karanlıksa daha parlak olandan daha uzakta olduğu anlamına geliyordu.

Bilim insanları diğer yıldızların uzaklıklarını da bu şekilde hesaplamaya başladı. Uzaklığı bilinen parlaklıkları, gözlemlenen diğer parlaklıkla karşılaştırdıklarında yıldızların ne kadar uzakta olduğunu belirleyebiliyorlardı.

Hooker Teleskobu insanoğlunun uzay tarihi açışında önemli bir yere sahiptir.

O yıllarda Hooker Teleskobu'nu California Mount Wilson Gözlemevi'ne konumlandırma çalışmaları hala sürüyordu, bu teleskop 1917'den 1949'a kadar dünyanın en büyük teleskobu oldu.

O senelerde Hooker Teleskobu'nu California Mount Wilson Gözlemevi'ne konumlandırma çalışmaları hala devam ediyordu. Bu teleskop 1917'den 1949'a kadar yeryüzünün en önemli teleskobu olacaktı. Astronom Edwin Hubble bu gözlem evine 1919'da gitti. Hubble, Hooker Teleskobu'nu kullanarak Andromeda Nebulası ve Üçgen Takımyıldızı dahil birkaç galaksideki sefe değişenlerini belirledi.

Leavit'in bulgularını kullanarak bazı hesaplamalar yaptı ve Samanyolu Galaksisi'nden uzaklarda bulunan bu parlak cisimlerin farklı galaksiler olduklarını buldu. Öyle ki Andromeda Galaksisi açık bir gecede çıplak gözlerle bile görülebilen bir cisimdi.

Artık Samanyolu Galaksisi'nin evrenin sınırı olmadığı biliniyordu. Evren düşünülenden çok daha uzaklara yayılmıştı. Bu nedenle daha uzak mesafelerin gözlemlenebilmesi için çok sayıda uzay teleskobu yapıldı.

İkarus adlı dev mavi yıldız, dünyadan yaklaşık olarak 9 milyar ışık yılı uzaktadır.

İkarus isimli dev mavi yıldız bugüne kadar görüntülenen en uzak tek yıldızdı, normalde en büyük ve en güçlü teleskoplarla bile bu yıldızı görüntülemek oldukça zordu.

Hubble Uzay Teleskobu ilk uzay teleskobu değildi. Bu onurun sahibi Stargazer takma adını alan Uydusal Astronomik Gözlemevi 2'ydi. Bu teleskopları kullanarak uzaklardaki yıldızları ve galaksileri gördüler. İkarus isimli muazzam mavi yıldız, bugüne dek görülen en uzak tek yıldızdı.

Genellikle en iyi ve en büyük teleskoplarla bile çok bulanık görüntülenirdi. Fakat yaşanan bir doğa olayı yıldızın daha net görüntülenmesini sağladı. Bu doğa olayı sayesinde yıldızın zayıf parıltısı olağanüstü şekilde güçlenmişti.  Yıldızı gözlemleyen astronomlar bu duruma anlam verememişti.

Nasa'nın Hubble Uzay Teleskobu'nu kullanan astronomlar bu sayede yıldızın yerini kesin olarak belirleyebildi ve yeni bir uzaklık rekoru kırıldı. Öyle ki İkarus'un uzaklardaki ışığının dünyaya ulaşması 9 milyar yıl sürüyordu.

EGS-zs8-1 Galaksisi, gök bilimciler tarafından gözlemlenen en uzak galaksilerden biridir.

Büyük patlamadan 400 ila 600 milyon yıl sonra oluştuğu tahmin edilen, 13.1 milyar yaşındaki EGS-zs8-1 Galaksisi astronomlar tarafından gözlenen en uzak galaksiydi.

Gözlemlenen en uzak galaksinin adı EGS-zs8-1'di. Işığının dünyaya ulaşması 13.1 milyar yılı bulmuştu. Bu da demek oluyor ki, bugün görülen bu galaksinin ışığı güneşin bile var olmadığı 13.1 milyar yıl öncesinden geliyordu. Evrenin yaklaşık 13.8 milyar yaşında olduğu göz önüne alındığında EGS-zs8-1'in aynı zamanda Kozmos'ta oluşan ilk galaksilerden biri olduğu düşünülebilir.

Yale Üniversitesi'ndeki araştırmacılara göre, daha uzak başka galaksilerde vardı. Evrenin bir başka büyüleyici tarafı ise boyutunun sabit olmamasıdır. Bir cisim dünyadan ne kadar uzaktaysa dünyadan o kadar uzağa doğru hareket edecektir. Öyleyse uzaklardaki bir galaksinin ışığı dünyaya ulaştığında aslında kendisi de dünyadan uzaklaşmış olacaktır.

EGS-zs8-1 gibi bir galaksi ışığını yaydığında dünyadan 13.1 milyar ışık yılı uzaktaydı. O zamandan beri hareketine sürekli devam etti. Bazı karmaşık hesaplamalara göre o galaksi, bugün dünyadan 32 milyar ışık yılı uzaktadır. İkarus ise 14.4 milyar ışık yılı uzaklaşmıştı.

Bu resimdeki genişleyen evren modeli, evren teorisi adlı hipotezin yansımasıdır.

Genişleyen evren teorisi her şeyin dünyadan ışık hızında uzaklaştığını gösterdi, uzay o kadar genişlemişti ki ışığın bile dünyaya ulaşamayacağı mesafeler oluşmuştu.

Yeryüzünden veya onun uzay merkezi teleskoplarıyla gözlemlenebilen alanın çapı 93 milyar ışık yılıdır. Genişleyen evren teorisi, evrendeki her şeyin birbirinden süratle ayrıldığını gösterdi. Yani bugünkü bilgi ve teknoloji göz önüne alındığında uzayda ötesine bakılamayacak bir nokta olduğu anlaşıldı.

Öyle ki ışığın dahi kat edemeyeceği mesafeler vardı. Bu da şu anlama geliyordu; uzayın en uzak noktasında ne olduğunu ya da evrenin esasında ne kadar büyük olduğunu gerçekte kimse bilmiyordu. Kimileri evrenin sonsuz olduğunu söylerken kimileri de çoklu evren hipotezinden bahsediyordu.

Aslında bu ikisinden hangisinin doğru olduğunu ya da birinin bile doğru olup olmadığını kendileri de bilmiyordu. Lakin astronomiyle uğraşan bilim insanları gibi bilimin diğer dallarıyla uğraşan pek çok kişi de bunu merak ediyordu. Fakat ne yazık ki şu ana kadar net bir cevap verilemedi.

Voyager 1, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) uzaya fırlattığı ilk insan yapımı uzay aracıdır.

Nasa tarafından Eylül 1977'de fırlatılan uzay aracı Voyager 1 en uzağa giden ilk cisimdi, 3 Haziran 2019 itibariyle 13.5 milyar yıllık bir mesafe kat etmişti.

Nasa'nın Eylül 1977'de fırlattığı uzay aracı Voyager 1, en fazla mesafe kat eden insan yapımı araçtı ve seyahatini hala sürdürüyor. 3 Haziran 2019 itibariyle, 41 yıllık bir dönem zarfında 13.5 milyar senelik yol gitti ve dünyaya veri aktarmak için hala düzenli olarak komut almaya devam ediyor.

Araştırmasını yürütmek ve yeryüzüne veri aktarmak için taşıdığı çeşitli bilimsel ekipmanlar dışında diğer gezegen sistemlerindeki akıllı yaşam formlarıyla iletişim başlatmak içinde altın kaplı işitsel bir disk taşıyor. Diskin içinde dünyadaki yaşam formlarının fotoğrafları, bir dizi bilimsel bilgi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Amerika Birleşik Devletleri başkanın sesli mesajları bulunuyor.

Ayrıca balina sesi, köpek havlaması, kedi miyavlaması, bebek ağlaması, kıyıya vuran dalga, yağmur ve rüzgar sesi de diskte bulunan diğer sesler arasında yer alıyor.