1955 yılında havalanan ve bir daha haber alınamayan Pan Amerikan 914 uçağı tam 37 yıl sonra yere indi. Weekly World News adlı bir tabloid gazetede yayımlanan hikayeye göre uçak Karakas pistine indikten hemen sonra alelacele tekrar havalandı ve aniden gözden kayboldu.

37 yıl sonra yere inen Pan American 914 uçağı hakkında cevaplanması gereken çok fazla soru var.

2 Temmuz 1955'de Pan American havayollarının 914 sefer sayılı uçuşu sorunsuz bir şekilde gerçekleşmişti, ancak kalkıştan 3 saat sonra uçağın kaybolduğu anlaşıldı.

2 Temmuz 1955 yılında Pan American'ın 914 sefer numaralı uçuşu New York'dan Florida'nın Miami şehrine doğru yol alıyordu. Aydınlık hoş bir gündü ve uçakta bulunan 57 yolcu Florida'nın kızgın kumlarını ve palmiye ağaçlarını görmek için can atıyordu.

Uçak sorunsuz bir şekilde havalandı. Ancak 3 saat sonra gideceği havaalanına çoktan inmiş olması gerekirken uçaktan eser yoktu. Miam'deki kontrol kulesinin radarlarında da oraya yaklaşan herhangi bir uçak görünmüyordu ve hiçbir acil durum sinyali alınmamıştı.

Hava trafik kontrolörü New York'daki kuleyle temasa geçtiğinde şaşırtıcı bir cevap aldı. 914 sefer sayılı uçuş havadayken radarlardan kaybolmuştu.

Pan Amerian uçağı kaybolduğunda herkes uçağı aramaya başlamıştı ama hiçbir zaman bulunamadı.

Tüm bulgular DC-4'ün havadayken kaybolduğuna işaret ediyordu, radarlarda kaybolmasının yanı sıra uçağın her iki pilotuna da ulaşılamıyordu.

Bütün işaretler uçağın kaybolduğunu gösteriyordu. Radarlarda yok olmasının yanı sıra hava trafik kontrolörleri uçağın pilotlarına telsizle de ulaşamıyordu, DC-4 havadayken aniden kaybolmuştu. Ne kendisinden ne de uçaktaki insanlardan herhangi bir iz yoktu.

Hemen bir soruşturma başlatıldı. Uçuş rotası gereği uçak Atlantik Okyanusu'nun bir bölümü üstünden uçuyordu ve kaybolmasının tek açıklaması yolculuğu sırasında bir yere çakılmış olmasıydı. Kurtarma ekipleri oluşturuldu, sahil güvenlik denizi tarıyordu ama hiçbir şey bulunamamıştı. Kayıp uçağın tek bir parçası dahi ortada yoktu. Araştırmayı yapan ekipler şaşkınlık içindeydi. Yolcular artı mürettebat, toplamda 61 kişi devasa bir uçan makineyle birlikte yok olmuştu.

Sonuç itibariyle olay anlaşılamamış olsa da uçağın yere çakıldığı ve uçakta bulunanların hayatlarını kaybettiğini belirten resmi bir açıklama yayımlandı. Ancak kederli akrabaların sayısız ve makul sorularına rağmen kimse 941 sefer sayılı uçuşa aslında neler olduğuna dair bir açıklama getiremiyordu.

Uçak radari garip bir noktayı gösteriyordu ama bu npktanın ne olduğu anlaşılmıyordu.

Olayın üzerinden 37 yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 1992'de Venezuela'nın Karakas havaalanında hava trafik kontrolörü olarak çalışan Juan de la Corte radarda aniden beliren garip bir nokta fark etti.

Vakanın üstünden 37 sene geçtikten sonra, 9 Eylül 1992'de Venezuela'nın Karakas havaalanında görevli hava trafik memuru Juan de la Corte ilginç bir uçuş olduğunu fark ediyor. Her zamanki gibi uçuşlara göz gezdirirken süre giden bir uçuş hakkında bazı tuhaf bir şey olduğunu gözlemliyor.

Aniden radarda garip bir nokta görünüyor. Sanki birden bir uçak ışınlanmış gibi beliriyor ya da o an radarların tespit edemeyeceği bir hızla seyrediyor gibi görünüyor. Her iki durumda da bir sivil havaalanının radarında böyle bir şey görmek garip bir durumdur.

Bu yüzden Juan de la Corte ilk önce bir hata olduğunu düşünerek radar taramalarını birkaç kez tekrar kontrol ediyor. Ama bir hata bulamıyor. O ve meslektaşları kısa bir süre sonra uçağı kendi gözleriyle de görebiliyorlar. 10 dakika kadar sonra uçak görüş alanlarına giriyor.

Havada kaybolan uçak yıllar geçmesine rağmen gizemini hala korumaya devam ediyor.

Corte başta uçağın sıradan bir uçak olduğunu düşünüyordu, fakat uçak alçaldıkça aslında çok eski bir DC-4 McDonnell Douglas yolcu uçağı olduğunu anladı.

Başta hava trafik kontrolörü her zamanki yolcu uçaklarından olduğunu zannediyor ama uçak alçaldıkça yeni olmadığı fark ediyor. Hemen karşısında modern türbinleri bulunmayan pervaneli bir DC-4 McDonnell Douglas yolcu uçağı bulunduğunu görüyor.

Bu tür uçaklar o tarihlerde hala kullanılıyordu. Ancak artık bunların modası çoktan geçmiş olduğu için yerini çoğunlukla daha çağdaş uçaklar almış durumdaydı. Ama bu tuhaflığın henüz başlangıcı bile değildi. Esas tuhaflık esrarengiz uçağın pilotunun kuleyle irtibata geçerek İngilizce olarak nerede olduklarını sormasıyla başladı.

O sırada görevli olan Juan de la Corte, Karakas havaalanına yaklaşıyorsunuz diye cevap veriyor ve uçağın nereye gittiğini soruyor. Diğer tarafta kısa bir sessizlik yaşanıyor ve pilot burası 4 mürettebat ve 57 yolcudan oluşan, New York-Miami seferini gerçekleştiren Pan Am 914 sefer numaralı uçuş diyor. Bu trafik kontrolörünü tamamen hazırlıksız yakalıyor.

Eski uçak kabini bir sürü düğme ve butonlarla dolu ufak bir alandan ibaretti.

Juan pilota hızlıca birkaç soru daha sordu ve duydukları onu şaşırttı, çünkü DC-4 McDonnell Douglas'ın pilotu uçağının 2 Temmuz 1955 tarihinde havalandığını söylüyordu.

Juan de la Corte pilota çabucak bir iki soru daha yöneltiyor ve işittikleri onu fazlasıyla şaşırtıyor. Pilot uçağının 2 Temmuz 1955'de sabah 09:55'de Miami havaalanına inmesinin planlandığını söylüyor. Bu cevap üstüne kule şaşkınlıktan sessiz kalıyor.

Başka bir şey sormadan önce işleri daha da kötüleştirmemek adına hava kontrolörü iniş için pisti boşaltıyor. Corte pilotun sözleri üzerine ne yapacağını bilemiyor. Belki de adam aklını yitirmiş diye düşünüyor ama bu ilk önceliği olmuyor. Çünkü gizemli uçakta düşünmesi gereken yolcularda var.

Corte uçağı güvenli bir şekilde yere indirmek zorunda olduğu için sorularını uçak indikten sonra sormaya karar veriyor. Hemen uçağa ve yolculara destek olması için yer hizmetleri uçağa gönderiliyor ve uçak yaşamadan piste inmeyi başarıyor.

Yıllar sonra ortaya çıkan uçak herkesi hayrete düşürmüştü, bir süre kimse bu duruma inanamadı.

Uçağın piste inmesiyle beraber rahatlayan Corte pilota bugünün tarihinin 21 Mayıs 1992 olduğunu bilip bilmediğini sordu ve pilottan hiç beklemediği bir tepki aldı.

Biraz olsun gevşeyen Juan de la Corte nihayet kafasına takılan bir soruyu sormaya karar veriyor. 21 Mayıs 1992 tarihinde olduklarını bilip bilmediklerini soruyor. Cevap olarak aldığı derin sessizlik pilota bunu söylemenin çok büyük bir hata olduğunu gösteriyor.

Yer hizmetleri uçağa yaklaşırken pilot telsizde şaşırmış bir sesle ve sen neden bahsediyorsun diyor. Corte bunu duyduğunda güvenlik görevlilerinin uçağa intikal etmelerini, yolculara ve mürettebata eşlik etmelerini emretmek zorunda kalıyor.

Ancak görevliler uçağa doğru ilerlerken pilot hiç kimsenin ummadığı bir şey yapıyor. Juan uçağın pilotunun panik içinde sakın yaklaşmayın, derhal buradan ayrılıyoruz dediğini işitiyor. Sahiden de pilot motorları yeniden çalıştırarak kalkış izni bile beklemeden uçağı piste yöneltiyor.

37 yıl sonra inen uçak indiği gibi pisten havalanarak gözden kayboldu ve bir daha gören olmadı.

Juan tekrar kalkışa hazırlanan C-4 McDonnell Douglas'ın pilotunu telsizle durdurmaya çalıştı ama pilottan cevap alamadı, pilot uçağı alelacele piste sürerek tekrar ortadan kayboldu.

Juan tehlikeli bir durum yarattığını söyleyerek onu telsizle ikna etmeye çalışıyor ama pilottan herhangi bir yanıt gelmiyor. Pilot uçağı paldır küldür piste sürerek hızlanıyor ve havalanıyor. Uçak bir süre daha havada görülebiliyor ama kısa süre sonra radarda sadece bir nokta oluyor ve ardından tekrar kayboluyor.

Bunun üzerine Corte ve hava kontrol kulesindeki diğer meslektaşları büyük bir şok yaşıyor. Birden bire ortaya çıkan eski bir uçak görüyorlar, pilot onlara Miami'ye gittiklerini söylüyor ve onlar daha bir şey yapamadan uçak tekrar havalanıp yeniden yok oluyor.

Tüm bu olanlar sanki bir halüsinasyon silsilesiymiş gibi gerçekleşiyor. O uçağın bir daha hiç izi bulunamıyor ve bugüne kadar kimse o sabah Karakas'da olup bitenlere bir açıklama getiremiyor. Öyle ki bu hadisenin doğruluğu konusunda süre giden pek çok tartışma bulunuyor.

Bu olayın haberini ilk duyuran gazetenin ismi Weekly World News'di.

Bu hikayeyi ilk kez haber yapan Weekly World News adlı bir tabloid gazeteydi, sonrasında aynı gazete hikayeyi iki farklı şekilde daha yayımladı.

1985 senesinde bu söylentiyi ilk defa yayımlayan Weekly World News isimli tabloid gazeteydi. Zamanla aynı gazete hikayeyi iki defa daha haber yaptı. Yalnız bu defa başka ayrıntılar ekledi ve 1992 yılında gelecekte ortaya çıkıp zaman yolculuğu yapan uçağın tarihi olarak belirledi.

Karakas'taki hava trafik kontrolörü Juan de la Cort'nin fotoğrafı da 1985 yılındaki orijinalinden farklıydı. Bu yüzden hikayenin büyük ölçüde gerçekleri yansıtmadığına karar verildi ve bir tür şehir efsanesi haline geldi. Her şeye rağmen efsane hala geçerliliğini sürdürüyor ve pek çok kişi onu kendi bakış açısıyla yeniden yorumluyor.

Bazıları uçağın yolcularının sonunda evlerine döndüklerini ve garip bir şekilde hiçbirinin 37 yıl öncesinden birgün daha yaşlı görünmediğini ama uçaktaki yolcuların tanıdığı herkesin normal şekilde yaşlandığını söyleyecek kadar dahi ileri gidiyor.

Uçak pistten kalktıktan sonra yerde 1955 yılına ait bir Pan Amerikan cep takvimi bulundu.

Söylentilere göre Pan American 914 uçağı Karakas pistinden havalandıktan hemen sonra 1955 yılından kalma bir cep takvimi bulundu, fakat uzmanlar böyle bir takvimin gerçek olmadığını söylüyor.

Adı açıklanmayan bazı doktorların pilotu, mürettebatı ve yolcuları muayene ettiğini ancak sıra dışı herhangi bir şey bulamadıklarını söyleyenler dahi olmuştu. Ancak bunların gerçekleştiğine dair tek bir delileri yoktu. Onlarca yıllık bir uçuştan dönen 61 kişi hakkında hiçbir şey sunamıyorlardı.

İnternette olur olmadık her yerde paylaşılan ve paranormal olay meraklılarının ilgisini cezbeden bir başka şeyde uçağın havalandığı esnada Karakas havalimanının pistinde ufak bir cep takviminin bulunmasıydı. Bu söylentiye göre bu cep takvimi 1955 yılına aitmiş ve bu garip hadisenin tek kanıtı olmaya devam ediyormuş.

Öyle ki takvimin gerçek olduğunu iddia eden insanlar bile vardı. Fakat uzmanlar böyle bir takvimin varlığına ait gerçek bir kanıt bulunmadığını söylüyorlar. Kim bilir bu belki de sadece abartılı bir hikayedir ya da zaman yolculuğunun mümkün olduğunu gizleyen büyük bir komplo dahi olabilir.