Gök bilimciler Samanyolu Galaksisi'nde parlayan garip bir ışık keşfettiler. Nasa'nın 10 yıl evvel uzaya fırlattığı Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu tarafından tespit edilen parlamalar bilim insanlarını heyecanlandırdı. Ancak bunun ne olabileceği konusunda mutabakata varmaları biraz zamanlarını aldı.

Bilim insanları Samanyolu Galaksisi'nde gama radyasyonu yayan bir ışık tespit ettiler.

Her şey gök bilimcilerin normalden daha fazla gama radyasyonu yayan bir ışık tespit etmeleriyle başladı.

Her şey 10 sene evvel Nasa'nın Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu'nu kullanmasıyla başladı. Bu teleskop bizlerin bildiği sıradan fotoğraflar çeken teleskoplardan değildi. Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu normalde görme ihtimalimizin olmayacağı şeyleri göstererek kainata devasa bir pencere açmamızı sağladı.

Okulda elektromanyetik spektrumu muhakkak görmüşsünüzdür. En güçsüz radyo sinyalleri en solda olur. İnsan gözünün algılayabileceği ışık ise ortadadır ve en sağda kuvvetli gama ışınları bulunur. Fakat semaya çıplak gözle değil de bir gama ışını teleskobuyla baktığınızda gördüğünüz görüntü bütünüyle bambaşka olacaktır.

Gök bilimciler fermi teleskobundan bilgi sağlamaya başladıklarında galaksimizin merkezinin dış kenarına kıyasla çok daha yoğun gama radyasyonu yayıldığını tespit ettiler. Özetle anlatmak gerekirse; Samanyolu Galaksisi'nin tam merkezinde şaşırtıcı şekilde ışıldayan bir şey gözlemlediler. Ancak hayret verici olan şey ise bu duruma kimsenin 10 senedir bir anlam verememiş olmasıydı.

Bu esrarengiz parıltı, pek çok gök bilimci tarafından karanlık maddenin yok olurken yaydığı ışık olarak değerlendirildi.

Bazı bilim insanları bu gizemli parıltının karanlık maddeyle bağlantılı olabileceğini umduklarını açıkladı.

Ortaya birkaç teori atıldı elbette. Kimi gök bilimciler en başından bu yana esrarengiz ışıltının uzun zamandır aradıkları karanlık maddeyle alakalı olduğunu düşünüyorlardı. Öyle ki karanlık maddenin varlığı hakkında teoriler üretiliyordu ve bazı bilim insanları karanlık maddenin var olduğundan oldukça eminlerdi. Hatta karanlık maddenin, evrenin yaklaşık %27'sini oluşturduğunu söylüyorlardı.

Zira bilim öyle söylüyordu. Çünkü dünyadaki her şeyi oluşturan sıradan maddenin evrendeki yüzdesi sadece %5'tir. Kalan %68'ine ne olduğunu merak ediyorsanız, bu da evrenin hızlıca büyümesini yöneten karanlık enerjidir. Ancak karanlık enerji başka bir yazının konusu. Şimdilik karanlık maddeye geri dönelim. Karanlık maddenin uzaydaki şeyleri bir arada tuttuğunu ileri süren bir teori de bulunmaktadır.

Bu teoriye göre, yapışkanımsı bu şey nedeniyle galaksiler birbirinden ayrışmaz, yıldızlar birbirleriyle çarpışmaz ve gezegenimiz yörüngesinden saparak uzayda kaybolmaz. Bunu herkesin anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışayım. Mesela bir pizzayı düşünün, pizzanın kıtır kısımlarının karanlık enerji, sucukların, mantarların ve pizzanın üzerindeki diğer malzemelerin sıradan madde ve galaksi kümeleri olduğunu hayal edin. Her şeyin yerinde durmasını sağlayan şey işte o erimiş peynirdir.

Samanyolu Galaksisi'nin ortasından yansıyan bu ışık, patlayarak yok olan bir cisimden geliyor olabilir.

Galaksinin merkezinden gelen bu ışığın yok olan karanlık maddelerin yansıması olduğu düşünülüyordu.

Karanlık madde derken gök bilimciler bir rengi kastetmiyorlardı. Yalnızca bu uzay olgusunun insan gözünün görebileceği herhangi bir radyasyon ya da ışık saçmadığını ima ediyorlardı. Ayrıca madde kelimesini cisim olarak algılıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu maddeyi bulsanız dahi ona dokunabileceğiniz anlamına gelmiyor.

Sadece siz ve etrafınızdaki her şeyin oluştuğu madde gibi bir özelliği vardır. Mesela sıradan madde ile aynı yerde çekimi kuvvetine sahiptir. Ancak karanlık enerji böyle değildir. Her neyse, galaksimizin kalbinde parlayan gama ışınlarına geri dönelim.

Kimi gök bilimciler, Samanyolu'nun merkezinin bu kadar sık şekilde ışıldamasının sebebinin oradaki karanlık maddenin çözünmesi olduğunu varsayıyorlardı. Kimse bu karanlık maddenin yok oluşunu gözlemleyememiş olsa da bilim insanları uzun zamandır bu fenomen hakkında varsayımlarda bulunuyorlardı.

Tüm bu teoriler ne yazık ki gama teleskopları tarafından tespit edilemedi.

Işığın kaynağı hakkındaki tüm o karanlık madde teorileri, gama teleskopları tarafından doğrulanamadı.

Karanlık maddeyi doğal olarak göremeyiz, ancak bu olay aradıkları ve gama ışını teleskobunun tespit ettiği radyasyonun üretilmesiyle olabilir. Bu yüzden bilim insanları bunun ihtiyaç duydukları kanıt olabileceğini anladıklarında çok heyecanlandılar.

Düşündükleri teori şuydu; karanlık madde parçacıkları aynı sıradan madde parçacıklarının tanecik hızlandırıcılarla çarpıştığı gibi çarpışırsa birbirlerini yok edecekti. Sonuç olarak gama ışınlarını oluşturan parçacıklarda dahil olmak üzere diğer parçacıkların oluşturduğu yoğunlukta patlayacaklardı.

Faka bu garip ışıldama karanlık maddenin çözünmesi sonucunda meydana gelseydi, gama ışını tanecikleri uzaya denk bir şekilde savrulmuş olurdu. Ancak teleskoplar gama ışınlarının kümeler halinde yığıldıklarını gösteriyordu. Bu yüzden karanlık maddeye dayanan bu teori geçerliliğini yitirdi ve teoriyi destekleyen pek çok gök bilimci hayal kırıklığına uğradı.

Bilim insanları bu parlamanın bir grup pulsardan da yansıyabileceğini düşünüyor.

Alternatif başka teoriler de öne sürüldü, parlamanın bir grup pulsardan kaynaklanabileceği varsayıldı.

Samanyolu'nun neden ışıldadığına dair alternatif başka bir teori daha bulunmaktadır. Işığın kaynağı bir grup milisaniye pulsarı da olabilir. Milisaniye pulsarları esasında aşırı hızlarda dönen nötron yıldızlarıdır. Saniyede yaklaşık 1000 kez dönmektedir. Çok az ışık ürettikleri için tek bir pulsarı fark etmek mümkün değildir.

Ancak bir grup pulsarın birleşmesi bambaşka bir hikayedir. Pulsarlar konusuna biraz daha detaylı bakalım. Bir deniz feneri düşünün, görevleri gemilerin ve teknelerin kayalara çarpmasını önlemektir. Pulsarlar da kainatın fenerleridir. Tabii bu uzay gemilerinin bir yerlere çarpmalarını önleyecekleri anlamına gelmemektedir. Daha çok çevrelerinde olanların görebileceği odaklanmış radyasyon ışınları yaymaktadırlar.

Pulsarların diğer adı titreşen yıldızlardır. İsimleri uzayda titreşiyormuş gibi görünmelerinden gelmekmektedir. Güneşimizin 4 ila 8 katı ağırlıkta bir süper kütleli yıldız öldüğünde ya bir süper novaya ya da bir kara deliğe dönüşümektedir. Ancak güneşin kütlesinin 3 katı kadar olan yıldızlar bunu yapacak kadar ağır değildir. Bu yüzden bu yıldızların çoğu kendi içlerine çöker ve nötron yıldızlarına ya da pulsarlara dönüşürler.

İçine çöken süper kütleli bir yıldız, milisaniyelik aralıklarla kaynağı bulunamayan bu ışığı yayıyor olabilir.

Kendi içlerine çöken bu yıldızların birkaç milisaniyelik periyotlarla zayıf ışıklar yaydıkları biliniyordu.

Kendi içine çöken bu süper kütleli eski yıldızlar oldukça küçülür. Küçüldüğü içinde dönüş hızı artar ve bu uzay nesneleri hayal edilemeyecek kadar hızlı dönmeye başlar. Pulsarların inanılmaz yoğunluğu bilim insanlarını eğer yıldızlarda hayat olsaydı, bu hayatın çizgi romanlardaki gibi iki boyutlu olacağına inandırmaktadır. Çünkü pulsarlardaki yer çekimi o kadar güçlüdür ki yüzeyindeki her şeyi adeta düzleştirir.

Ayrıca pulsarların kendi gezegenlerinde var gibi görünüyor. Ancak bu gezegenler orijinal gezegenler mi yoksa pulsarlar onları yakalayıp yörüngelerinden mi çekti bilinmiyor. Samanyolu Galaksimiz bir milyardan fazla nötron yıldızına ev sahipliği yapıyor ve bunların yaklaşık 200 bini pulsarlardır.

Eğer günün birinde güneş sistemimize bir pulsar girseydi bu hiç iyi olmazdı. Dönerek hareket eden bu istilacı, gezegenlerden birini yahut ikisini çekerek yörüngelerinden çıkarabilirdi. Ki bu yıkıma ve kargaşaya neden olurdu. Aynı zamanda dünyayı kelimenin tam anlamıyla parçalayabilecek, hayal edilemeyecek kadar güçlü gelgitlere de neden olurdu. Ayrıca gama radyasyonunu da unutmayalım.

Işıltının biraz titrek gelmesinden dolayı, bu cisim milisaniye pulsarı olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

Tespit edilen parıltının net olmaktan ziyade biraz titrek olması da milisaniye pulsarı teorisini güçlendirdi.

Pulsarlardan gelen az miktarda bir radyasyon akımı bile gezegenimize isabet ederse birkaç dakika içinde tüm ozon tabakasını yok edecektir. Gezegenimizi sıcak tutmak ve güneşten gelen ultraviyole radyasyonundan korunmak için ozon tabakasına ihtiyacımız var.

Ozon tabakası olmasaydı, dünya yaşanmaz bir yer olurdu. İyi haberse bu senaryonun neredeyse imkansız olmasıdır. Öncelikle gezegeni yok edecek tüm o şeylerin gerçekleşmesi için bir pulsarın dünyaya yakın olması gerekirdi. Fakat bildiğimiz en yakın nötron yıldızı, yaklaşık 500 yılı uzaklıktadır.

Ayrıca o gama ışını felaketinin gerçekleşmesi için pulsarın gezegenimizle aynı hizada olması gerekirdi. Aksi takdirde zararlı ışınlar dünyamızı ıskalardı. Peki Samanyolu'nun merkezini aydınlatan bu şey bir pulsar mıydı? Evet, pulsar teorisi oldukça mantıklı geliyor. Daha önce de söylediğim gibi oradan gelen parıltı net olmaktan ziyade biraz titreşiyor. Bunun gibi bir ışık genellikle pulsar benzeri bir nesne olduğunda meydana gelmektedir.

Işığın kaynağıyla alakalı farklı düşünenler olsa da bunun bir pulsar olduğu konusunda birçok kişi hemfikir.

Pek çok gök bilimci pulsar teorisini kabul etse de ışığın kaynağı hakkında farklı düşünenlerde yok değil.

Pek çok araştırmacı ışığın doğası nedeniyle milisaniye pulsarlarının bu durumun en makul açıklaması olduğu kanısına vardı. Ancak tüm bu bulgular, gök bilimcilerin ışığın kaynağı hakkında hemfikir oldukları anlamına gelmemektedir. Öyle ki bazıları bu ışıkların yıldız ve kozmik ışınların etkileşimi sonucu olabileceğini düşünüyor.

Ayrıca pulsar teorisinin önemli bir noktası daha vardı. Samanyolu'nun yörüngesindeki yıldız kümeleri, galaksinin yer çekimi yüzünden dağılmış ve bunun sonucunda etrafa birkaç yıldız dökülmüş olabilirdi. Bu yıldızların arasındaki pulsarlar daha sonra galaksimizin kalbinde yuvarlak bir tabaka oluşturmuş olabilirdi.

Fakat aslında tüm resmi düşününce bu şey hem pulsarlardan hem de karanlık maddeden tamamen farklı bir şeymiş gibi görünmektedir. Bu durum bilim insanlarının kafalarında cevaplardan fazla soruya yol açmaktadır. Görünen o ki nihai bir karara varmaları için çok daha fazla veriyi gözden geçirmeleri gerekmektedir.