Ayın karanlık yüzünde ne var sorusuna nihayet yanıt verildi. Bazı gökbilimciler ayın karanlık yüzünde 13 kilometrelik devasa bir çukur bulunduğunu ve zaman zaman bu çukura yakın bölgelerden ışık parlamaları geldiğini açıkladılar. Hatta ayın karanlık tarafında bulunan lav tünellerinden dahi bahsettiler. İşte ben de o bilgileri derleyerek sizlere ayın karanlık yüzü hakkında güzel bir yazı hazırladım.

Güney Kutbu Aitken Havzası, Ay'da bulunan 13 kilometrelik devasa bir çukurdur.

Ayın dünyaya en uzak tarafında bir darbe sonucu oluşmuş 13 kilometrelik devasa bir çukur bulunuyor.

Ayın en uzak tarafında bir darbe sonucu oluşmuş, güneş sistemimizdeki en büyük ve en eski kraterlerden biri bulunmaktadır. Burası Güney Kutbu Aitken Havzası'dır. Ne yazık ki havzanın dünyadan sadece büyük bir dağ zincirine benzeyen dış kenarını görebilirsiniz. Yani bütün krateri kendi gözlerinizle görmek istiyorsanız, gerekli teçhizatı kuşanıp aya kendiniz gitmeniz gerekir.

Ayın parlak tarafında yapacağınız geziye ayıracağınız zaman kesinlikle buna değecektir. Bahse girerim 2.400 kilometreden fazla bir alana uzanan ve ayın yüzeyinin dörtte birini kaplayan 13 kilometrelik devasa bir derinliğe sahip bu çukur sizi fazlasıyla etkileyecektir.

Gökbilimciler bu kraterin yaklaşık 4 milyar yıl önce aya çarpan bir asteroid sebebiyle ortaya çıktığından eminler. Neredeyse Batı Virginia yüz ölçümünde devasa bir metal yığınından bahsediyorlar. Ağırlığından pound olarak bahsedersem elde edeceğiniz rakamın ardına 17 tane sıfır eklemeniz gerekir. Yani o rakam her neyse işte çok çok büyük bir şey çıkacağı kesindir.

Bu esrarengiz yığın Aitken Havzası'nın ortasında Ay'ın 290 kilometre altındadır.

Metalden oluşan bu gizemli kütle ayın 290 kilometre altında, Aitken Havzası'nın tam ortasında gömülü.

Bu gizemli metal kütle, ayın yüzeyinin 290 kilometre altındadır. Güney Kutbu Aitken Havzası'nın ortasında bir yerde gömülüdür. Tamam ama madem bu kütle ayın yüzeyinin altında ve bu yüzden kendisini göremiyoruz, o halde bilim insanları onu tespit etmeyi nasıl başardılar?

Bunun için teşekkürü hak eden bir teknolojimiz var. Nasa'nın Yer çekimini Kurtarma ve Fahili Laboratuvar isimli uzay çalışması, dünyanın doğal uydusu hakkında bir sürü veri topladıktan sonra gökbilimciler bu bilgileri incelemeye başladı.

Bu çalışmada bir şey onların kafasını çok karıştırdı. Ayın yüzeyinde bir yerde, yer çekiminde bazı tuhaf değişimler olduğunu gördüler. Bu beklenmedik olayı biraz daha inceledikten sonra havzanın zeminini yere bastıran gizemli bir şeyin olduğu sonucuna vardırlar.

Ay'a birkaç milyar yıl evvel çarpan bir asteroit devasa bir çukur meydana getirdi.

Bu devasa metalik kütlenin aya birkaç milyar yıl önce çarpan bir asteroidin çekirdeği olduğu düşünülüyor.

Araştırmacılar bu tuhaf öbeklenmenin kökenini henüz çözemediler, ancak bunun için öne sürdükleri birkaç teorileri var. Bunlardan biri bu bulgunun ayın sahip olduğu şeklini aldığı sırada ortaya çıkan yoğun oksit kütlesi olduğunu öne sürüyorlar. O zamanlar küçük uydumuz hala eski magma okyanuslarıyla kaplıydı.

O yüzden bu devasa öbek, ayın soğuduğu son aşamalarda oluşmuş olabilir. Bununla birlikte çoğu bilim insanı bu şaşırtıcı kütlenin bir zamanlar Güney Kutbu Aitken Havzası'nın kendisini yaratan devasa şeyin bir parçası olduğu teorisini desteklemektedir.

Bu kütle metalik bir şey olduğuna göre birkaç milyar yıl önce aya çarpan asteroitin ya da her ne idiyse demir-mikel çekirdeği olabilir. Her halükarda ayın kendisine ait sırları korumadaki becerisi yüzünden araştırmacılar hala nihai bir karara varamıyorlar.

1950'lerden bu yana Ay'ın yüzeyinde esrarengiz ışık parlamaları meydana gelmektedir.

1950'lerden beri merak konusu olan bir başka fenomende ayın yüzeyinde oluşan ışık parlamalarıdır.

Bariz olan tek şey havzanın bilim insanlarının felaket boyutunda etkileri olan yer kabuğu hareketleri üzerinde çalışma yapabilecekleri mükemmel bir doğal laboratuvar olmasıdır ve bu anormal kütle bize hem ayın hem de genel olarak evrenin tarihi hakkında daha fazla şey anlatabilir.

Ama bir dakika, aya ait tek gizemin ayın yüzeyinin derinliklerinde saklanmış o devasa metal yığını olduğunu düşünmüyorsunuz değil mi? Sıkı durun, çünkü çok daha fazla şey var. Bir fenomen yıllardır, tam olarak belirtirsem 1950'lerden beri gökbilimcileri şaşırtıyor.

Bu şaşırtıcı şey ayın yüzeyinde oluşan düzensiz ışık parlamalarıdır. Hatta bu parlamaların kendilerine özgü güzel bir takma ismi dahi var. Bunlara aydaki gelip geçici fenomen deniyor. Oluşan parlamaların tutarlı bir görüntüler yok ve tamamen rastgele meydana geliyorlar.

Aydaki bu bu ışık parlamalarını gözlemlemek için bilim adamları gelişmiş teleskoplar kullanmaktadır.

Aydaki bu parlamalar haftada birkaç defa gözlemlenebilirken kimi zamanda aylarca kaybolabiliyor.

Bazen gökbilimciler aydaki bu parlamaları haftada birkaç kez gözlemleyebilirken, aynı parlamalar aylarca ortadan kaybolabiliyor. Bazıları birkaç dakika sürerken diğerleri saatlerce sürebiliyor. Bunlara getirilen açıklamalar, depremlerden tutunda meteorlar ve hatta uzaylılara kadar çeşitli teorilere dayandırılıyor.

Fakat gizem henüz çözülebilmiş değil. Ancak şöyle güzel bir gelişme var. Yeni bir teleskop bu garip parlamalara ışık tutabilir. Bu teleskop 7/24 ayın yüzeyine çevrilmiş bir şekilde duracak, parlamalar meydana gelir gelmez videoya kaydedip fotoğrafını çekecek.

Teleskop ayı gözlemlemek için en uygun hava koşullarına sahip olması sebebiyle İspanya'da bir gözlem evinde kurulmuş durumda ve şimdiden birçok fotoğraf çekti bile!

Modül pilotu Michael Collins'te Ay yüzeyindeki bu ışık parlamalarını doğrulamıştır.

Aya inme görevinin modül pilotu Michael Collins'te aydaki bu parlak ışıkları merkez üssüne bildirmişti.

Apollo 11, 1969 yılında aya inmeden birgün önce görevin komuta modülü pilotu Michael Collins, ayın bir bölgesinin diğer bölgelere göre daha parlak olduğunu bildirdi. O bölgenin sanki floresan bir ışıkla aydınlatılmış gibi göründüğünü de ekledi.

Astronotlar bir krateri ne şekilde görebiliyorlardı ve çevresinde alanın garip şekilde parlak olduğunu fark etmişlerdi. Bu fenomen acaba aydaki gizemli parlamalarla mı bağlantılıydı? Bilim insanları bugün hala bir sonuca varamamış durumdalar.

Apollo 11'den bahsetmişken, ay tozu astronotlara birçok sorun yaratmıştı. Eşsiz dokusundan ve düşük yer çekiminden dolayı toz astronotların her yerine bulaşmış, kask vizörlerini etkilemişti. Hatta botlarını aşındırmıştı. Sonraları ay tozunun, insanlar için tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Ay tozunun tanecikleri inanılmaz derecede keskindir ve solunduklarında beyne ve akciğerlere onarılamayacak zararlar verebilir.

Işıkların kaynağının Ay yüzeyinin altında bulunan lav tünellerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bazı gökbilimciler bu ışıkların ay yüzeyinin altında oluşan lav tünellerinden kaynaklandığını düşünüyor.

Ayda genellikle küçük depremler olur ve bunların spesifik bir nedeni yoktur. Bazı bilim insanları bu depremlerin gezegenimizin ay üstündeki çekim gücünden kaynaklandığına inanıyor. Diğerleri ise ayın yer kabuğunun hareket ettiği, ısındığı veya meteorlar çarptığı zaman sismik titreşimlerin meydana geldiğini iddia ediyor.

Sebep ne olursa olsun gökbilimciler ayın birkaç mil derininde olan depremleri gözlemliyorlar. Kayıtlarını tutabilecekleri kırılmaları ve çatlakları inceliyorlar. Aynı bilim insanları ayda lav tünellerinin oluşturduğu bir labirent olabileceğini de iddia ediyorlar ve aydaki bu esrarengiz ışıkların bu tünellerden kaynaklanabileceğini düşündüklerini söylüyorlar.

Gökbilimciler yakın zamanda edindikleri bazı topoğrafya sayesinde ayın yüzeyinin altında büyük bir mağaranın olduğunu keşfettiler. Neredeyse 50 kilometre uzunluğunda ve 100 kilometre genişliğinde olan bu dev ay mağarası, yaklaşık 3 milyar yıl önce gerçekleşen volkanın faaliyetlerin sonucunda meydana gelmiş olabilir.

Lav akıntıları zaman içinde katılaştığı için, iç kısımda bulunan lavların henüz katılaşmadığı düşünülüyor.

Yüzeydeki lav akıntıları zamanla sertleştiği için iç kısımdan akan lavların hala kurumadığı varsayılıyor.

Lav akıntıları zamanla sertleşerek dış yüzeyindeki kalın kabuk tabakasını oluşturmuştur. Ama iç kısımdan akan lavlar, kayaların erimesine sebep olarak bu tünelleri ve mağaraları oluşturmuştur. Ayın yüzeyindeki sayısız küçük çukur bu yer altı labirentlerinin yer yüzüne çıkan kısımları gibi görünmektedir.

Eğer bu teori onaylanırsa bahsi geçen tüneller, insanlı uzay görevleri için uygun bir yer ve astronotların çok ihtiyaç duyduğu bir su kaynağı olabilir. Ayla ilgili bir başka ilginçlik ise aya ayak basarsanız gölgenizin derhal dünyadakinden daha karanlık olduğunu fark etmenizdir. Aslında bu çok da gizemli bir şey değil.

Gezegenimizin sahip olduğu atmosfer doğrudan güneş ışığı altında olmayan objelerin bile daha iyi aydınlanmasını ve görülmesini sağlayacak şekilde ışığı yaymaktadır. Ancak ayda ışığı etrafa yayacak hava olmadığından gölgeler aşırı karanlık ve güneşli alanlarsa olağanüstü parlaktır.

Gökbilimcilerin tüm uğraşlarına rağmen ayın karanlık yüzünde ne var sorusuna hala kesin bir yanıt bulunabilmiş değil.

Bilim insanlarının tüm çabalarına rağmen ayın karanlık yüzünde neler olduğu henüz ortaya çıkarılamadı.

Üzülmenizi istemiyorum ama ay bizi yavaş yavaş terk ediyor. Yörüngesi her yıl gezegenimizden 4 santimetre civarında uzaklaşıyor. Bu hızda giderse ay 500 milyon yıl sonra, biz karanlık yüzünü keşfedemeden 23.500 kilometre daha uzağa gitmiş olacak. Ay hakkında hala açıklanması beklenen birçok sır var. Gece gökyüzüne baktığınızda küre şekilde gördüğünüz ay aslında yumurta şeklindedir.

Bilim insanları hangi güçlerin ayın böylesine alışılmadık bir form oluşturmasına sebep olduğunu anlamak için yıllarını harcadılar. Teorilerden biri ayın kütle merkezinin dünyaya geometrik merkezinden daha yakın olmasıdır. Bazı bilim insanları ayın dünyanın uydusu olduğuna bile katılmıyorlar. Onlara göre ilk olarak gezegenimizin dörtte biri civarında bir boyutu olan ve üstü kraterlerle kaplı bu gök cismi ayımız olamayacak kadar büyüktür. Ayrıca ayın dünyanın yörüngesini döndüğünü söylemekte teknik olarak yanlıştır.

Aslında bu dinamik ikili birbirlerinin yörüngesinde iki insanın el ele tutuşup birbirlerinin etrafında döndüğü gibi dönmektedir. Ancak gökbiliminde gökcisimlerinin yörüngesinde döndüğü objenin merkezi olan ağırlık merkezi dünyada daha yoğun olduğundan ay, gezegenimizin yörüngesinde dönüyormuş gibi hissederiz.