Uzaylılar nerede yaşıyor sorusu insanlık tarihi boyunca bilim insanları tarafından açıklanmaya çalışılmış, fakat net ve somut deliller görmek isteyenler tarafından yalancılıkla suçlanmışlardır. Günümüzde bu sorunun somut olmasa bile istatistiksel ve matematiksel kesin kanıtları bulunmaktadır.

Evrende yaşayan tek zeki canlı olmamız mümkün değil, insandan evvel de zaten uzaylılar yaşıyordu.

Evrendeki tek akıllı tür olmamız istatistiksel olarak mümkün değil, insandan öncede uzaylılar hep vardı.

Kısa bir zaman evvel astronomlar dünyanın etrafındaki takriben 1 milyar yıldızın planını çıkardı. Bu oldukça büyüleyici bir şey değil mi? Fakat bu rakam Samanyolu'ndaki yıldızların toplamının %1'inden azdı. Dolayısıyla galaksimizdeki ilk akıllı canlı olmamız, matematiksel olarak imkansızdır. Yani buna göre insanoğlundan evvelde kainatta daha ileri uygarlıklar vardı.

Şu anda onlar bizimle iletişim kurmanın bir yolunu geliştirmeye çalışıyor olmalılar ki bu medeniyetlerden çok sayıda olmalı. Öyleyse kendimize sormamız gereken soru şu: "İyi de o zaman bu uzaylılar neredeler?" İnsanoğlunun yıllardır yanıtını aradığı soruda işte tam olarak bu.

Bunca zaman milyarlarca yıldızın bulunduğu bir göğün altında yaşadık. Birçok insan gözünü gökyüzüne dikti ve evrende yalnız olmadığımızın mümkün olmadığını düşündü ve istatistiklerde zaten evrende yalnız olmadığımızı söylüyor. Oralarda bir yerde bir sürü dünya var ve hayatın her koşula uyum sağlaması fazlasıyla olası.

Uzaylıların varlığı matematiksel olarak mümkün gözüksede dünya dışı yaşama ait hiçbir iz yok.

Uzaylıların varlığı istatistik olarak mümkün olsa da 70 yıldır dünya dışı yaşama dair tek bir iz bulunamadı.

2017 yılında bir grup İngiliz bilim insanı dünyadaki hayatın gezegenimizin yaşanılabilir hale gelmesinden kısa bir süre oluştuğunu keşfetti. Bir zamanlar yaşamın kendi kendine oluşma olasılığının son derece düşük olduğunu düşünürdük.

Ancak şimdi bu düşünce tarzının modası artık geçmiş durumda. Öte yandan yaklaşık 70 senedir dünya dışı yaşama dair bir işaret ya da akıllı varlıkların yahut her neyseler onların bizlerle iletişime geçtiklerine ilişkin bir ipuçları arıyoruz ve buna ait bir delil hala bulunabilmiş değil.

Peki ama bu nasıl mümkün olabilir? Bu soru vaktiyle nükleer reaktörü bulan ünlü İtalyan fizikçi Enrico Fermi tarafından da konu edilmişti. O zamandan beri gökbilimciler ve dünya dışı yaratıkların meraklıları, Fermi Paradoksu'na daha çok aşina oldular.

Neden hiç uzaylı göremediğimizi bilim insanları Fermi Paradoksu'yla açıklıyor.

Çevremizde neden uzaylı olmadığı bazı bilim insanları tarafından Fermi Paradoksu'yla açıklanmaktadır.

Fermi Paradoksu'nu anlamak için şu sorudan başlanmalıdır: " Evrende bir yerlerde ileri medeniyetlerin olması gerekiyorsa o zaman tüm bu uzaylılar nerede yaşıyor?" Fermi Paradoksu'nun pek çok muhtemel çözümü mevcuttur. Sayı vermek gerekirse tam 75 tanedir.

Ancak ben bugün çevremizde hiçbir uzaylı olmasının en öne çıkan muhtemelen açıklamalarına değineceğim. İlk grup iki büyük fikri esas almaktadır. Bunlar Nadir Dünya Hipotezi ve Büyük Filtre Fikri'dir. Bu ikisi birbiriyle yakından ilgili ve ikisi de birgün dünya dışı yaratıklarla tanışacakları fikrine inananlar için oldukça can sıkıcı olabilir.

İleri düzeyde bir medeniyetin uzaya radyo sinyalleri göndermek, dev teleskoplar, uydular fırlatmak, dış uzayda gezegenler ve diğer yaşam formlarını araştırmak gibi bizim sahip olduğumuz seviyeye yükselmesi için birçok şeyin bir araya gelmesi gerekmektedir. Güneşin, komşu gezegenlerin, dünyanın kendisinin ve ayın niteliklerinin bile aynı şartları sağlıyor olması bu açından bir etkendir.

Büyük Filtre teorisi Samanyolu Galaksisi'nde dünya dışı uzaylı varlıkların olduğunu ileri sürmektedir.

Büyük Filtre teorisi galaksimizdeki yıldızların etrafında yaşam olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.

Diyelim ki tüm bu olası kategoriler beklenmedik şekilde bir araya geldi. İşte bütün bu gerekliliklerin bir araya gelmesi Büyük Filtre diye adlandırılmış durumdadır. Yaşadığımız dünyanın bunca zorlukları aşıp evrendeki en büyük piyangoyu kazanması da Nadir Dünya Hipotezi'yle açıklanmaktadır.

Peki o zaman evrende ne tür filtreler var ve muhtemel uzaylı dostlarımızın uygarlıklarının evrimleşmesi ve gelişmesi için hangi koşullar gereklidir? Öncelikle güneşleri, bizim güneşimiz gibi bir şey olmalıdır. Yani ne çok parlak ne de çok sıcak olmalı ki yörüngesinde dolaşan gezegenleri yakıp kül etmesin.

Ama aynı zamanda ışığı çok soluk ya da ısısı çok düşükte olmamalı ki aynı gezegenler bu yüzden devasa bu kürelerine dönüşmesin. Ayrıca üstünde yaşam olan gezegen kendisine ait yıldızın yaşama elverişli bölgesinde olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken şey galaksimizdeki yıldızların yakınında tıpkı bunun gibi bazı gezegenlerin olmasıdır ve bu Büyük Filtre teorisi için yeterlidir.

Düşen göktaşlarının dinozorlara yaptığı gibi uzaylı medeniyetleri de yok etmiş olması olasıdır.

Göktaşlarının dinozorlar gibi gelişmiş uzaylı medeniyetlerini yok etmiş olması da başka bir olasılıktır.

Var olan medeniyetlerin asteroitler, meteorlar ve kuyruklu yıldızlar tarafından yok edilmiş olmaları da mümkündür. Zira yaşamın sürebilmesi için örneğin çevrede Jüpiter gibi bir gezegen olmalıdır. Jüpiter'in gezegenimize sağladığı koruma çok mühimdir. Tabiri caizse bir elektrikli süpürge gibi uzayın bütün çer çöpünü, meteorlarını ve kuyruklu yıldızlarını kendisine çekmektedir..

Eğer Jüpiter var olmasaydı gezegenimiz devamlı devasa göktaşlarının bombardımanı karşında korunmasız kalırdı. Dünyadaki yaşamı destekleyen bir diğer büyük şey de Ay'dır. Ay'da dünya için kalkan görevi görmektedir ve güneş sistemindeki en büyük doğal uydudur.

Ay'ın büyüklüğü dünyanın üçte birinden biraz daha küçüktür ve dünya yörüngesinde böyle bir cisim olmaksızın dengesini yitirirdi. Üstündeki hayatı da idame ettiremezdi. Dünyamızın boyutu ve dönme sürati de ideal gündüz ve gece döngüsünü oluşturmaktadır.

Samanyolu Galaksisi'nde bile yaşam barındırabilecek gezegenler vardır.

Sadece Samanyolu Galaksisi'nde dahi yaşam barındırma ihtimali olan 5 ila 10 milyar gezegen mevcuttur.

Samanyolu Galaksisi yaşamın ortaya çıkması için gereken birçok kimyasal elementi barındırmaktadır. Bunların en önemlileri hidrojen, azot, karbon, oksijen, kükürt ve fosfordur. Sonuncusu galaksimizin tümünde oldukça nadir bulunmaktadır ve Galler'deki Cardiff Üniversitesi'nde yapılan son araştırmalara göre kökeni Süper Nova patlamalarıdır.

Peki sizce bahsettiklerim nadir dünyayı oluşturmaya yeterli midir? Bütün bunlar nadir dünyayı oluşturan faktörlerin yarısı bile değildir ve hepsinin üstünden geçmeye çalışsak bu bütün günümüzü alırdı. Ama siz ana fikri anlamışsınızdır. Dünyamız gerçekten çok nadir bir gezegendir.

Daha da önemlisi dünya bile Büyük Filtre'nin aşamalarının ancak yarısına ulaşmıştır. Samanyolu Galaksisi'nde hala dünya benzeri 5 ila 10 milyar arasında gezegen vardır. Bu gezegenlerde yaşamın bir şekilde oluştuğunuz farz etsek bile evrim sürecinin devreye girmesi için gezegenin üstünde yaşanan bu yaşamı yeterince uzun bir süre desteklemesi gerekmektedir.

Evrende tek olmadıklarını düşünen uzaylı varlıkların ortaya çıkması için 4 milyar yıl gerekir.

Evrende yalnız olmadığını düşünen varlıkların ortaya çıkabilmesi için 4 milyar dünya yılı gerekmektedir.

DNA ve RNA gibi kendi kendini kopyalayan organik moleküllerden, tek hücreli organizmalara daha sonra kendine özgü kompleks yaşam formlarına, ardından farklı ortamlara uyum sağlayabilen ve gezegenin tümünde yaşana çok çeşitli türlere ve en nihayetinde alet kullanabilen, düşünebilen, iletişim kurabilen akıllı bir yaşam formuna kadar uzanan bir evrim süreci geçirmesi gerekmektedir.

Bu en az 4 milyar yıl süren çok ama çok uzun bir yoldur ki bu süreçte her şey olabilir. Galaksinin içinde gama ışını patlamaları olabilir, aşırı ultraviyole ışını olabilir, diğer gök cisimleriyle çarpışmalar meydana gelebilir. Bütün bunlar gezegeni ancak ıskalarsa evrime giden yol açılabilir.

Sürecin sonunda o gezegende de arada sırada gökyüzüne bakarak muhtemelen uzayda yalnız olmadığını düşünen akıllı canlılar ortaya çıkacaktır. İşte evrim bu şekilde işlemektedir. Her zaman biyolojik bir karmaşa yaşanır ve çevreye en etkili şekilde uyum sağlayan araçlar ortaya çıkar ki bu araçların en öne çıkanı zekadır.

Uzaylılar dibimizde dahi olsalar iletişime geçecek doğru teknolojilere sahip olmamız gerekir.

Uzaylılar çok yakınımızda olsalar dahi iletişim kuracak doğru teknolojilere sahip olmamız gerekecektir.

Fakat bu zeki canlılar bu evrensel piyangonun kesin bir galibi olmayacaktır. Uzaya çıkıp sinyaller yollamak için gereksinim duyulacak bir takım teknolojileri icat etmeleri gerekecektir. Teknolojinin gelişmesi kendine başına yeterince zordur. Anca bu yine de toplumun barış içinde yaşayıp yıldızları hedefleyecek hale gelmesi kadar zor değildir.

Bütün bunların evrende ne sıklıkta olabileceğini hesaplamanın bir yolu yok. Ama şunu açıklığa kavuşturayım. Olasılık hiç de yüksek değil! Yani Büyük Filtre fikri, Fermi Paradoksu'nun çözümü için güçlü bir sav ama yine de paradoksu açıklamakta zorluk yaşamaktadır.

Bir başka teoriyse çok daha ümit verici. Uzaylıların orada bir yerlerde olduğunu fakat onlarla düzgün olarak iletişim kuramadığımızı öne sürmektedir. Bizim iletişim aracı olarak kullandığımız şey çoğunlukla radyo sinyalleridir. Ancak bazı soyut zekaya sahip yaşam formlarının ileri teknolojiye sahip bir medeniyet haline gelmesi için atması gereken birden fazla adım bulunmaktadır.

Uzaylıların yerlerini bulmak için daha farklı iletişim teknolojileri geliştirmeliyiz.

Uzaylıların nerede olduğunu saptamak için farklı iletişim teknolojilerinden de faydalanmak zorundayız.

Ya teknoloji de bizim aksimize farklı bir yol izledilerse ve kullandıkları şey bizim için bile bütünüyle akıl almazsa ya da kendilerine ait haberleşme yöntemleri bizimkilerden soyut olduğu için öyle teknolojiler ürettilerse? Yani onlar dünyadaki böcekler gibi feromon salgılayıp, karmaşık hareketlerde bulunarak iletişim kuruyor olabilirler.

Belki de onların çok uzun mesafeli iletişim teknolojileri bize çok tuhaf gelecek bir şeydir. Muhtemelen biz bu sinyallerin ne işe yaradığını anlayamayacağımız gibi onlar da bizim gönderdiğimiz sinyalleri anlaşılabilir bulmuyorlardır.

Bu durumda galaktik ölçekte ne kadar yakın olursak olalım, esas itibari ile birbirimize görünmez oluruz. Diğer bir savsa bu noktada onların farklı koloniler arasında daha ileri teknolojilerle iletişim kurduklarını iddia etmektedir. Ancak buna bir sonraki başlık altında bakalım.

Başka bir teori evrendeki en gelişmiş ilk medeniyetin biz olabileceğimiz gerçeğidir.

Bir diğer olası senaryoda uzaylılar nerede sorusunu sorabilecek başka bir medeniyetin var olmamasıdır.

Birçok insan internet olmasına rağmen hala günümüzde normal postayı kullanmaktadır. Yani buna göre hiçbir şey uzaylıların onlar için artık teknolojik olarak modası geçmiş mesajları almaları engellemiyordur ve hiçbir şey onları bir sürü radyo sinyali karmaşasındaki gezenimizin, galaksideki yerini belirlemekten alı koymuyordur. Ama bunların hiçbiri yine de olmamaktadır. Bu durum Fermi Paradoksu'nun sorduğu soruyu hala geçerli kılmaktadır.

Sıradaki teoriyse çok daha olasıdır. Temel olarak bu kainatta tek olmadığımız iddiasını ileri sürmektedir. Fakat medeniyetimizi gereken teknoloji seviyesine ilk yükselten bizlersek dünya dışı yaratıklardan ilk sinyalleri almamız, düşünemeyeceğimiz kadar uzun bir zaman alacaktır. Bu sav hayatın galakside kendine bir yer edinmesinin ne kadar zor olduğu gerçeği nedeniyle daha da inandırıcıdır.

Belki de Samanyolu'nun başlangıç aşamasındayızdır ve onu ilk görende sadece bizlerizdir. Bunun yanında uzaylıların insanlardan oldukça değişik düşündüğü için bizimle temas kurmak istemediğini ileri süren komik bir teori daha bulunmaktadır. Bunun nedeni birçok şey olabilir. Onlar belki de kendi dünyalarının dışındaki şeylerden korkan, huysuz ve aksi tiplerdir.