Korku filmlerinin babası Alfred Hitchcock kimdir? Hitchcock kuşlar, sapık, şüphe, cinnet ve ölüm korkusu gibi klasikleşmiş filmlerin yaratıcısıdır. Kariyeri boyunca elliye yakın sinema filmi çekmiştir. Yönettiği birçok filmde kendisi de oynamıştır. Günümüzde sinema tarihinin en iyi yönetmenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Alfred Hitchcock kuşlar ve sapık filmi ile tanındı, 1979'da şöhreti dünyaya yayıldı.

1979'da İngiliz kültürüne katkılarından dolayı kraliçe tarafından şövalyelik unvanıyla onurlandırıldı.

1962'de Alfred Hitchcock'a İngiliz İmparatorluğu'nun komutanı unvanı verilmek istendi. Bu oldukça saygın bir unvandı. Ancak Hitchcock bu unvanı kabul etmedi. Belli ki o zamanlar 40 yıldan uzun süredir ustaca işleriyle İngiliz kültürüne ne kadar büyük katkılar yaptığı göz önüne alındığında hak ettiği şeyin bu olmadığını düşünmüştü. Bu oldukça kibirli bir hareket gibi görünebilir ama şunu unutmamanız gerek, o güne kadar bugün bile hala sinema tarihinin en büyükleri arasında sayılan 4 önemli film yapmıştı.

Belki de sadece kendi değerinin farkındaydı. Durum her ne olursa olsun 1979'da yönetmene nihayet Britanya İmparatorluğu'nun şövalyesi gibi daha yüksek bir unvan verildi ve bu onu Sör Alfred Hitchcock yaptı. Majesteleri Kraliçe Elizabeth'in onu şövalye ilan etmesinin ne kadar bu kadar uzun sürdüğü sorulduğunda Hitchcock sadece "Sanırım unuttu." demişti.

Yaklaşık 50 filme yönetmenlik yaptı, fakat hiçbiri yönetmenlik Oscar'ı kazandırmadı.

Tüm kariyeri boyunca 50 uzun metrajlı film yönetti, ancak en iyi yönetmen dalında hiç Oscar kazanamadı.

Alfred Hitchcock bütün kariyeri boyunca yaklaşık 50 uzun metrajlı film yönetti, fakat yönettiği hiçbir filmi ona en iyi yönetmen dalında Oscar getirmedi. Beş kez aday gösterildi ama onların hiçbirini kazanamadı. Rebecca filmi bir Oscar aldı, fakat ödül en iyi film içindi. Bu kendisine verilen prestijli ödüllerin kabarık bir listesi olmadığı anlamına gelmiyor.

Ancak özellikle göze çarpan bir ödül, 1968'de kazandığı Irving G. Thalberg Memorial Award anısına verilen ödüldür. Hitchcock törende ödül heykelciğini kabul etti. Mikrofona eğildi, kısaca "Gerçekten çok teşekkür ederim." dedi ve gitti. Az ve öz bir konuşmaydı.

Alfred Hitchcock'un en beğenilen filmlerinden biri bizzat yönettiği Rope'du.

Kilolu olduğu için vücudundan memnun değildi, kendiyle bu konuda dalga geçer ve espriler yapardı.

Biraz kilolu olduğu için Alfred, kendi fiziğinden hiç hoşnut değildi. Ona yağdan zırh demekten hoşlanırdı ve muhtemelen bir koruyucu görevi gördüğünü düşünüyorum. En azından bir olayda öyle olmuştu. Hitchcock gençken İngiliz ordusuna girmek için fazla kısa ve kilolu olarak değerlendirilmişti.

Ne var ki kilosu konusunda kendisine ne kadar sert davransa da lezzetli bir yemeğe asla hayır diyemezdi. Özellikle de kızartılmış balık ve bol bol pastırma yemeyi severdi. Ama asla tahammül edemediği ve yiyemediği bazı şeylerde yok değildi.

Yumurtadan tiksinirdi, öyle ki sarısını görmemek için kokusunu aldığında gözlerini kapatırdı.

Yumurta sarısından aşırı derecede tiksinirdi, öyle ki sarısından iğrenmenin de ötesinde adeta korkardı.

Yumurta sarısının kırılıp, sarı sıvısını akıtmasından tiksinirdi. Birçok kişinin kahvaltıda severek yediği yumurtadan aşırı derecede rahatsız olurdu. Bu yersiz yumurta korkusu ovofobi denilen bir hastalıktır ve görünüşe göre yaratıcı film yapımcısı bunun tam bir örneğiydi.

Korkunun gerçek ustası Hitchcock yılanlardan, örümceklerden ya da yükseklikten korkmuyordu. Ama yumurtanın sadece düşüncesi bile midesini bulandırıyordu. Hatta hayatı boyunca yumurta sarısının tadına bile bakmadığını itiraf etmişti.

Tüm yaşamı boyunca hiç araba kullanmadı, çünkü polislerden ölesiye çekiniyordu.

81 yıl süren hayatında hiç araba sürmedi, çünkü bir polisin onu durdurmasından ölesiye korkuyordu.

Hitchcock hemen hemen 81 yıl süren hayatında hiç araba sürmedi. Fakat arabalardan korkmuyordu. Onu şoför koltuğuna uzak tutan şey bir polis memuru tarafından durdurulmaktı. Bu tuhaf korku onun çocukluğuna, yerel bir polisin Hitchcock'u birkaç dakika boyunca bir hapishane odasında oturtarak haylazlığından ötürü bir ders vermeye çalıştığı günlere dayanıyordu.

Evet, böyle bir şey bugün kesinlikle onay görmezdi. Ama o zamanlar farklıydı. Bu ders hayatının geri kalanında hissettiği polis korkusunu içine işlemiş oldu.

Alfred Hitchcock yönettiği ve oynadığı filmleri izlemekten korkuyordu, hiçbirini izlememişti.

Alfred Hitchcock kendi çektiği filmleri izlemekten korkardı, filmlerini çektikten sonra asla izlemezdi.

Alfred Hitchcock, "Kendi filmlerimi izlemekten korkuyorum, öyle ki hiç seyretmeye gitmedim. İnsanlar benim filmlerimi korkmadan nasıl seyrediyor bilmiyorum." demişti. Daha sonrasında birçok kişi bu açıklamanın doğru olmadığını söyledi. Sadece Hitchcock'un kendi filmlerinin tanıtımını yapmak için izlediği akıllıca bir yoldu. Buna rağmen Hitchcock'u sinemada filmlerini izlerken görende olmamıştı.

O dönemler filmlerde tuvalet sahnelerine yer vermek tabu olarak görülüyordu.

O zamanlar filmlerde tuvalet göstermek tabu kabul ediliyordu, Hitchcock bu kuralı ilk yıkan kişi olmuştu.

Bir Hitchcock filminde tekrar eden bir temayı fark edebilirsiniz. Tabii ki korku ve gerilimi inşa eden sahneler dışında! Filmlerinin pek çoğunda banyo sahnesi vardır. O dönemler filmde bir tuvaleti sahnesine yer vermek tabu olarak görülüyordu ama Hitchcock bunun saçma sapan bir kural olduğunu düşünüyordu ve bu kuralı yıktı.

Gizli Teşkilat filmini çekerken, senaryoya Cary Grant'in karakterinin onu takip eden kişilerden saklanmak için Rushmore dağında Abraham Lincoln'un burnuna tırmanacağı bir sahne ekledi. Daha sonra ironik bir biçimde hapşırıp yerini belli edecekti. Fakat bu Hitchcock'un kuralları tam olarak esnetemediği tek durumdu. Ulusal park hizmetleri bunu ulusal anıta saygısızlık olarak gördüğü için ona izin vermedi.

Alfred Hitchcock, Psycho gibi filmlerinde kurban rolü için sarışın kadınları seçerdi.

Kurban rollerini sarışın kadınlara veriyordu, en iyi kurban rolünü sarışınların oynadığını düşünüyordu.

Sarışınların daha çok eğlendiği söylenir ama sanırım Hitchcock'un filmlerinden birinde başrol teklif edilen kadın oyuncular için durum böyle değildi. O sarışınlar muhtemelen sette bir gün geçirdikten sonra daha çok kabus görmeye başlıyorlardı. Hitchcock sarışın kadın tercihini, "En iyi kurbanlar sarışınlardan çıkıyor." diyerek açıklamıştı. O zamandan beri sarı saçları olan muhteşem kadınlara Hitchcock sarışını deniyor.

Alfred Hitchcock yönettiği filmlerde de oynardı, Sapık filminde ufak bir rolü bile vardı.

Kendi filmlerinde küçük roller alırdı, kızı Patricia'da bazı filmlerinde misafir oyuncu olarak oynamıştı.

Hitchcock'un adını duyduğunuzda aklınıza hemen endişe ve korku hissi gelir. Bunlardan ayrı düşünülemez. Ancak birçok film düşkünü size onun aynı zamanda kendi filmlerinde rol almasıyla da ünlü birisi olduğunu söyleyecektir. Öyle ki filmlerinin yarısından çoğunda küçük rollerde oynadı. Hitchcock filmlerinde görünmenin her zaman seyirciye ne tür bir atmosfer beklemesi gerektiğini anlatmak için olduğunu söyledi.

O zamanlar tanıtım videolarının ve fragmanların henüz bugünküler gibi olmadığını unutmayın. Ancak herkes Alfred Hitchcock'un kim olduğunu ve neye benzediğini biliyordu. Dolayısıyla aslında mantıklıydı. Hatta kızı Patricia'da bazı rollerde misafir oyuncu olarak oynamıştı.

Beğenilen bir film yapmanın sırrının, iyi bir senaryodan geçtiğinin farkındaydı.

İyi bir film yapmanın sırrının senaryodan geçtiğini düşünüyordu ve oyuncularını buna göre seçiyordu.

Gişe rekorları kıran bir film yapmak için Hitchcock kendi reçetesini uyguluyordu. Ona göre harika bir film yapmak için üç şeye ihtiyacınız vardı. Bu üç şeyde senaryodan oluşuyordu. Hitchcock'un o dönemki filmlerden ve televizyon dizilerinden en çok şikayetçi olduğu şey rol alan oyuncuların resim gibi görünmeleriydi.

O karakterler arasında gözlerle anlatılabilecek diyalogları tercih ediyordu. Ona göre eğer o iyi bir filmse ses kapansa bile seyircilerin yine de neler olduğuna dair bir fikirleri olurdu. Filmlerinde oynattığı kişileri de işte buna göre hikaye anlatabilen ve vücut dilini kullanabilen yetenekli kişilerden seçiyordu.

Eşi Alma yönettiği filmler konusunda devamlı yardımcı oluyordu, eşine danışmadan hiçbir karar almıyordu.

Filmlerinin müziklerini eşi Alma seçiyordu, o olmasaydı muhtemelen efsaneleşen o müzikler de olmazdı.

Senaryodan bahsetmişken, Alfred Hitchcock filmlerinin senaryolarına çok dikkat ederdi. Filmlerindeki beklenmedik sonları gizli tutmak en önem verdiği önceliğiydi. Ünlü Sapık filmini temel aldığı kitabın tüm kopyalarını satın almaya bile çalışmıştı. Böylece insanlar büyük olasılıkla hikayenin nasıl bittiğini bilemeyeceklerdi.

Senaryoları konusunda sürekli danışmak için güvendiği tek insan karısı Alma'ydı. Mesela o olmasa Hitchcock filmlerinde çok az müzik olurdu. Bu da çok yazık olurdu, çünkü filmlerinin müzikleri efsaneleşti.

Alfred Hitchcock'un kuşlar yani the birds filmi en çok gişe yapan filmlerinden biriydi.

Her aşamada eşinden fikir alıyordu, aldığı bütün kararları eşiyle hemfikir olduktan sonra uyguluyordu.

Alfred Hitchcock eşi yalnızca müzik konusunda değil, aslında film yapımcılığında da önemli bir rol oynadı. Ünlü eleştirmen Charlie Chaplin bir defasında "Hitchcock'un dokunuşunda dört el bulunur, bunlardan ikisi eşi Alma'nın elidir." demişti. Bayan Hitchcock'un film yapım sürecinin her aşamasında aktif yer aldığı göz önüne alınırsa görünüşe göre Chaplin tam üstüne basmış.

Aslında Hitchcock tüm kararları ancak Alma onunla hem fikir olduktan sonra alıyordu. Bazen Alma onu arayıp mümkün olduğunca çabuk eve gelmesi gerektiğini söylediğinde çekimin tam ortasında stüdyodan ayrılırdı. Belki bu örneklerin geri kalanı kadar tuhaf bir gerçek değil ama Hitchcock'un hayatındaki gerçek kadın başrolun bahsedilmeyi hak ettiğini düşünüyorum.