Göktaşının bir insana isabet etme olasılığı nedir? Bilim adamlarına göre bu ihtimal yıldırıma çarpılan bir kişinin, kasırga tarafından uçurulması ve peşinden hortuma yakalanması kadar düşüktür. Buna rağmen böyle talihsiz bir kişi vardı. Öyle ki atmosfere giren göktaşı, Ann Hodges'ın üstüne evindeyken düştü.

1954 yılında Sylacauga'daki bir eve alev alev yanan bir göktaşı düştü.

1954'de Alabama'nın Sylacauga kasabasındaki bir evin çatısına ateş topuna dönen bir göktaşı düştü.

30 Kasım 1954'ün erken saatlerinde Doğu Alabama'nın dört bir yanından insanlar gökyüzünde olan tuhaf şeylere şahit olduklarını bildirdiler. Bazıları dev bir kaynak arkı gibi bir iz bırakan, kocaman bir ateş topu gördüklerini söylediler. Diğerleri de patlama sesleri duymuş ve ardında kahve rengi bir bulut bırakan bir ışık parlaması görmüştü.

Çoğu kişi bunun gökyüzünden düşen bir uçak olduğunu düşündü. Ama hiç kimse bu fenomenin asıl nedenini bilmiyordu. Bu şeyin tam olarak ne olduğunu, Sylacauga adındaki küçük bir kasabada bulunan bir evin çatısına çarptığında öğrendiler.

Göktaşı evine düştükten yarım saat sonra Eugene Hodges, alelacele geri döndüğünde gördüğü şey kaygılı bir şekilde evini izleyerek işaret eden bir insanın olmasıydı. Hala içeride olan karısı Ann Hodges'a bakmak için onları kapı önünden itmek zorunda kaldı.

Eugene eve geldiğinde Ann Hodges'ın üzerine göktaşı düştüğünü gördü.

Eugene koşarak eve döndüğünde Ann Hodges'ın yatakta kıvrandığını ve üstüne düşen göktaşını gördü.

Eugene giriş kapısını açtığında gördüğü şey onu hayretler içinde bıraktı. Ann kanepesinde yatıyordu. Görünüşe göre acı çekiyordu ve yan tarafında büyükçe bir yara vardı. Evin çatısında sanki büyük bir şey çarpmışcasına geniş bir delik oluşmuştu. Ahşap konsol radyo paramparça olmuş ve zeminde karısının yattığı kanepenin yakınında greyfurt büyüklüğünde bir yığın siyah taş vardı.

Anlaşılan Ann o sırada uyuyordu ve tam da başının üzerinde gerçekleşen olaylardan bir haberdi. Bir çarpma sesiyle uyandı ama yan tarafında keskin bir acı olduğu için ne tepki verebildi ne de bir şey yapabilmişti. Mahalledeki insanlar neredeyse anında Hodges'ların evinin etrafında toplanmaya başlamıştı.

Ann kanepenin yanındaki kaya parçasına dokunmaya korkmuştu ve kocası eve döndüğünde hala acı içindeydi. Ancak sadece hafif yaralar almıştı ve yürüyebiliyordu. O yüzden polisi aradı ve kayayı kontrol etmek için bir hükümet jeoloğu yanı sıra müfettişler gönderdiler.

Neyse ki Ann Hodges'in hayati bir tehlikesi bulunmuyordu, sadece biraz yanmıştı.

Ann'i tedavi eden doktorlar yarasının ciddi olduğunu ama hayati bir tehlikesinin bulunmadığını açıkladı.

Herkes olay nedeniyle telaş halindeydi. Kimileri bunun düşen bir uçağın kopan parçasından kaynaklandığını düşünürken, kimileri de bir füze saldırısı ya da onun gibi bir şey olduğuna inanıyordu. Gerçi oraya yakınlarındaki bir taş ocağından koşan jeolog, kayanın bir göktaşı parçası olduğunu söylemişti.

Haber kısa sürede yayıldı ve bir anda kasabadaki herkesin ilgi odağı haline geldi. Ann Hodges kimdir diye soranların sayısı bir anda ikiye katlanmıştı. Ann aslında istenmeyen misafirlerden o kadar bunalmıştı ki, bir sinir krizi geçirip aceleyle hastaneye kaldırılması bile gerekti. Onu tedavi eden hekimler yarasının ağır olduğunu ama yaşamını riske edecek bir şeyi bulunmadığını belirttiler.

Düşen göktaşı parçası polis tarafından alındı ve araştırılmak üzere Amerikan Hava Kuvvetlerine teslim edildi. Oradaki uzmanlar bunun gerçek bir göktaşı parçası olduğunu onayladılar. Ondan sonra heyecan inanılmaz derecede arttı. Herkes düşen göktaşının Hodges'lara verilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Ann Hodges göktaşını geri almak istediğinde yetkililer geri vermemek için diretti.

Yetkililer göktaşını geri vermek istemiyordu, en sonunda 500 dolar karşılığında onu Hodges'lara sattılar.

Kimse göktaşına ne olacağını gerçekten bilmiyordu ve genel olarak herkes Ann Hodges onu almaya hakkı olduğu konusunda hemfikirdi. Gerçi ev sahibi buna katılmadı ve kayanın çarptığı yerin kendisine ait olduğunu söyledi. Fakat sonunda 500 dolar karşılığında Hodges'ların onu almasına izin verdiler.

Günümüzde Ann Hodges tarihte bir göktaşının çarptığı tek insan olmayı sürdürüyor. Bunun nedeni bizi göktaşlarından koruyan atmosfer tabakaları sayesinde gezegenimize her istedikleri zaman girememeleridir. Normalde küle dönmeden atmosferi geçmeyi başardıklarında bile yerleşim yerlerine düşmezlerdi.

Öyle ki onları kimse göremezdi bile. Oysa meteoritler yakından bağlantılı oldukları bir başka fenomene göre çok daha az tehlikelidir. Biliyorum kulağa çok benzer geliyor ve aralarında bir fark olduğunu düşünmüyordunuz. Ama var. Hem de çok büyük bir fark var.

2013 yılında Rusya'nın Chelyabinsk şehrine de alevler içinde yanan bir göktaşı düşmüştü.

30 Kasım 1954'deki olayın başka bir benzeri 2013 yılında Rusya'nın Chelyabinsk kentinde gerçekleşmişti.

Meteorit dış uzaydan gelen kaya parçasıdır. Gezegenimizin yüzeyine iner ve yere inanılmaz bir hızla çarpar. Meteorit genellikle çok daha büyük bir kayanın ya da bir asteroidin yontulup uçan bir parçasıdır. Sylacauga'da Ann Hodges'ın başına gelende buydu.

Diğer taraftan meteor, benzer bir kaya parçasıdır. Ama öyle çok ısınır ki atmosferde şiddetli bir kuvvetle parçalanır ve inanılmaz hasara neden olabilir. Meteor patlamalarının en korkutucu vakalarından biri 2013'te Rusya Chelyabinsk'de gerçekleşti.

Gökyüzünde aniden parlak bir kıvılcım belirdiğinde vakit akşam saatleriydi ve çoğu kişi işinden evine dönüyordu. Meteor sessizce uçup hızla büyüdü ve aşırı parlak son bir ışıkla yok oldu. İnternette olayın görgü şahitleri tarafından çekilmiş düzinelerce video vardı. Birçoğunu hala bulabilir ve kendinizde izleyebilirsiniz.

Patlama şehrin 30 kilometre üzerinde olmasına rağmen 1500 kişi yaralanmıştı.

Meteor kentin 30 kilometre üzerinde patlamıştı, buna rağmen 1500 kişi yaralanmaktan kurtulamadı.

Ne olduğunu hiç kimse fark etmemişti ve yarattığı sarsıntıyı hisseden herkes şaşkınlığa uğramıştı. Sesi top atışını andırıyordu ve tüm kenti sallamıştı. Olayın merkez üssüne yakın olanlar öyle bir kuvvetle geriye doğru düşmüştü ki 1500 kişi yaralandı.

Şehirde bulunan bir sürü binanın camları patladı. Patlamanın atom bombasından 30 kat daha şiddetli olduğu tespit edildi. Chelyabinsk sakinlerinin şansına meteor şehrin 30 kilometre üzerinde patlamıştı. Dolayısıyla böyle bir patlamanın felakete varan sonuçlarına maruz kalmadılar.

Yine de o yükseklikten bile ciddi şekilde zarar verebildi. Fakat bu insanoğlunun tanık olduğu en şiddetli meteor patlaması değildi. En kuvvetlisi 20. yüzyılın başlarında ve yine Rusya'da gerçekleşmişti. Tam yerini tarif etmek gerekirse Sibirya Tunguska'da meydana gelmişti.

Tunguska Olayı ya da patlaması, 1908 yılında düşen bir göktaşından kaynaklanmıştı.

1908'de yine benzer bir meteor patlaması yaşanmıştı, patlamanın şiddeti 180 atom bombasına denkti.

30 Haziran 1908'de yalnız bir adam bir ticaret merkezinin verandasında sandalyesinde oturup düşünüyordu. Bir anda kuzeyde ormanın üzerinde, gökyüzünün ikiye bölünüp ateşle kaplandığını gördü. Saniyeler sonra gürültülü bir patlama ve çarpma sesi duydu.

Ardından gökyüzünden taşlar düşüyormuş gibi bir ses geldi. Toprak titredi ve birkaç saniye daha geçtikten sonra bir sıcak hava dalgası öyle bir şiddetle vurdu ki adam sandalyesinden uçtu ve gömleği yanıyormuş gibi hissetti.

Patlamanın gerçek gücünü kavramak için 100 bin tondan ağır, iri bir kaya parçasının saatte 54 bin kilometre süratle dünyanın atmosferine girdiğini ve çevresindeki atmosferi tam 24 bin 700 dereceye kadar ısıttığını düşünün. Meteor muazzam ısıya ve basınca dayanamadı ve havada tam 180 atom bombası şiddetinde patladı. Bu hadiseye Tunguska Olayı adı verildi ve binlerce yıldır görülen en kuvvetli meteor patlamasıydı.

Tunguska patlaması yaşandıktan sonra 2070 kilometrekarelik alandaki her şeyin dümdüz olduğu tespit edildi.

Patlama 2070 kilometrekarelik alandaki her şeyi dümdüz etmişti ve çevredeki tüm canlıları öldürmüştü.

Sibirya'nın üstündeyken patlayan göktaşı, Chelyabinsk meteorunun iki katı iriliğindeydi ve neredeyse 10 kat daha ağardı. Sonuç olarak patlama o kadar şiddetliydi ki 2070 kilometrekarelik bir alandaki ağaçları dümdüz ederek onları yere, eş merkezli bir çember halinde tepetaklak bıraktı. Gerçi patlamanın tam altındaki ağaçlar dimdik ama çıplak bir şekilde ayaktaydı.

Tüm dalları ve kabukları soyulmuştu. Bu durum şok dalgası çok hızlı olduğunda meydana gelir ve darbesini ağacın gövdesine aktaramadan dallar kırılır. Daha sonra patlamanın şok dalgasının ta Londra'daki barometrelerce tespit edildiği bile anlaşıldı. Tunguska'nın üzerinde ufkun aşağısından güneş ışınlarını yansıtan yoğun bulutlar oluştu ve Asya'daki insanlar gece yarısı sanki günün ortasındaymış gibi kitap okuyabiliyorlardı.

Milyonlarca yıl evvel dinozorları yok ettiği farz edilen olay gibi hatta daha da şiddetli ve korkunç meteor vakaları yaşanmıştı. Fakat bu ikisi büyük ihtimalle insanlık tarihindeki en korkutucu çarpmalardı. Ne var ki daha da tedirgin edici olan bunların sonuncu olmamalarıdır.