Uzayda yaşam var mı sorusu insanlık tarihinin birçok döneminde sorulmuştur. Uzay ilk insanlardan günümüze büyük bir merak konusu, bilinmez ve aynı zamanda cevaplanamayan bir takım sorularında kaynağı olmuştur. Çağlar boyunca süregelen bu sorunun günümüzde somut olmasa da teorik bazı yanıtları vardır.

Sadece kendi Samanyolu galaksimizde bile minimum 300 milyar yıldız bulunmaktadır.

Sadece kendi galaksimiz Samanyolunda bile minimum 300 milyar yıldız bulunmaktadır.

İnsanlı Ay yolculukları günümüzden 45 sene önce son bulmuştur. Bugün burnumuzun ucundaki Ay'a bile çok masraflı ve çok riskli olduğu gerekçesiyle adım atamıyoruz. Uydumuz her ne kadar gece gökyüzüne baktığımızda bize çok yakın gibi dursa da aslında bizden oldukça uzaktır. Aradaki mesafe 380 bin kilometredir. Bu da dünyanın çevresini ortalama 10 kere dolaşmaya denktir.

Daha ayın iç kısımlarında bile ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Diğer yandan çıplak gözle rahatlıkla seçebildiğimiz Mars'a da bugüne kadar insanlı yolculuk yapılamamıştır. Gönderilen araçlar sayesinde Mars'ta her gün yeni bir şeyler keşfedilmektedir. Venüs hakkında ise sadece yüzeysel bilgilere sahibiz. Çünkü Venüs'ün atmosferi, uzay araçlarının yüzeyde rahatça çalışması için müsait değildir.

Yüksek basınç, yüksek ısı ve asit araçları tahrip etmektedir.

Diğer gezegenler hakkında da bazı bilgilere sahip olsak da halen bizim için sır küpüdürler. Güneş sistemimiz haricindeki diğer sistemler hakkındaysa bildiklerimiz oldukça sınırlı. Sadece kendi galaksimizde bile minimum 300 milyar yıldız var ve bunların çevresinde neler olup bittiğine dair bilgimiz yok.

Dünya dışında bir tane bakteri dahi yaşıyorsa uzayda yaşam var mı sorusunun cevabı bulunmuş demektir.

Dünya dışında bir tane dahi bakteri yaşıyorsa uzayda yaşam var demektir.

Komşu galaksi olan Andromeda Galaksisi hakkında dahi yüzeysel bilgiler hariç neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Cüce galaksilerle birlikte evrende 8 trilyona yakın galaksi olduğu tahmin ediliyor. Durum böyle olunca dünya dışında kesinlikle yaşam yoktur demek bana pek mantıklı gelmiyor. Bir de insanlarda yanlış bir algı var.

Dünya dışı yaşam ve uzaylı dediğimiz zaman herkesin aklına son teknoloji uzay gemileri, süper zeki varlıklar, teknoloji harikası teçhizatlar geliyor. Durum pek de böyle olmayabilir. Belki şu anda o canlılar orta çağı yaşıyor olabilir. Hatta taş çağına atlayamamış bile olabilirler. İnsan gibi zeki canlılar da olmayabilirler. Dünya dışında bir tane bakteri bile yaşıyorsa, dünya dışı yaşam vardır diyebiliriz.

Diğer galaksilerle aramızdaki mesafe o kadar uzak ki, onlardan bize bir sinyal bile gönderilse bize ulaşması milyonlarca yıl sürebiliyor. Durum böyle olunca insan düşünmeden edemiyor; kim bilir oralarda neler yaşanıyor? Ne savaşlar oluyor, neler icat edilmiş olabilir, hangi dili konuşuyorlar ya da nasıl anlaşıyorlar, bizim gibi devletler var mı, hangi düzende yönetiliyorlar, bizi görselerdi ne tepki verirlerdi, spor faaliyetleri var mı, para kullanıyorlar mı, altın oralarda da değerli mi?

Sorular böyle kafamda uzayıp gidiyor.

Uzayda yaşam olması için gezegenlerin dünya benzeri yaşam koşulları sunması şart değildir.

Uzayda yaşam olması için gezegenlerin dünya benzeri yaşam koşulları sunması şart değildir.

Yapılan yanlışlardan bir tanesi de dünya dışında yaşam olması muhtemelen olan gezegenleri saydığımızda herkesin aklına dünya kopyası bir yer gelmesidir. Yaşam olması için bir gezegenin dünyanın kopyası olması gerekmiyor. Canlılar en zorlu koşullara bile zamanla adapte olabilir. Fakat yaşamında bir sınırı var. Çok küçük gezegenlerde yaşam olma ihtimali zayıftır. Aynı zamanda çok büyük gezegenlerde de yaşam olma ihtimali oldukça azalmaktadır. Gazdan oluşan gezegenlerde yaşama uygun değildir.

1977'de Nasa tarafından Voyager 1 adlı uzay aracı fırlatıldı. Bu araç şu anda dünyadan en uzakta bulunan insan yapımı araçtır. Saniyede 17 kilometre hızla dünyadan uzaklaşan Voyager 1, 2013 tarihinde yıldızlar arası bölgeye geçmiştir. Muazzam bir hızla seyreden bu araç bile güneş sistemini 36 yılda ancak aşabilmiştir.

Voyager 1'ın en büyük özelliği, üzerinde güneş sistemimizin yerini gösteren altın bir plak olması ve dünyadaki tüm dillerde kaydedilmiş selamlama mesajı bulunmasıdır. Bunların yanında insanların nasıl ürediği, nasıl yaşadığı, nasıl beslendiğine dair dünyadan görüntülerde plaklara işlenmiştir. Yıllarca bunun doğru fikir olup olmadığı çok tartışıldı. Sonuçta mesajı alan varlıklar dost canlısı varlıklar olmayabilirdi.

Neyse ki şu ana kadar mesajı görüp de gelen kimse olmadı.

Voyager 1'ın 2025 yılına kadar sinyal göndereceği tahmin edilmektedir. Daha sonra ise araçla bağlantı tamamen kesilecek, fakat araç yoluna devam etmeyi sürdürecek. Binlerce belki de milyonlarca yıl durmadan ilerleyecek. Günün birinde olası dünya dışı varlıkların bu aracı bulup, müzesinde sergilemesi dahi ihtimaller dahilindedir.

15 Ağustos 1977'de Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi uzaydan gelen garip bir radyo sinyali tespit etmiştir.

15 Ağustos 1977'de Nasa uzaydan gelen garip bir radyo sinyali tespit etmiştir.

Voyager 1 aracı aslında tek değildir, Voyager 2'de Nasa tarafından uzaya fırlatılmıştır. Bu aracın içinde de her dilden ses kayıtları bulunmaktadır. Buna ek olarak Leonardo da Vinci'nin insan vücudu taslağı da araca eklenmiştir. Hatta bir Türkçe selamlama kaydı dahi taşımaktadır.

Nasa bu sesi kendi sitesinde yayımlamıştır. Fakat Voyager 2'de işler planlandığı gibi gitmedi. Fırlatıldıktan çok uzun zaman sonra Voyager 2'den anlamsız sinyaller gelmeye başladı. Sinyallerin şifresi Nasa tarafından çözülemedi. Bazı bilim adamları Voyager 2'nin dünya dışı varlıklarla karşılaştığını ve aracı kullanarak bize yeni sinyaller gönderdiğini iddia etti. Fakat Nasa'ya göre bu olay uzay aracında oluşan küçük bir arızadan ibaretti.

15 Ağustos 1977'de uzaydan gelen garip bir radyo sinyali tespit edildi. Tespit edilen sinyal sadece 72 saniye sürdü. Sinyal dünya dışı hatta, güneş sistemi dışı kökenli sinyallerden beklenen tüm özelliklere uyuyordu. Medya tarafından büyük ilgi gören sinyal, tüm çabalara karşı tekrar tespit edilememiştir. Açıklamalarda dünyadan kaynaklanan bir sinyalin uzayda bir enkaz parçası tarafından geri yansıtılmış olacağı öne sürüldü. Fakat araştırmalar dünya kaynaklı bir sinyali, uzaydan geri yansıma ihtimalinin çok düşük olduğunu göstermektedir.

Bunun yanında geri yansıyan sinyalin frekans aralığının dünyamızda kullanılması yasaktır. Bazı amatör araştırmacıların sinyal üzerinde yaptığı çalışmalar neticesinde, sinyalin bir polis telsizi anonsuna ait olduğu ve kaynağın bir insan sesi olduğuna dair iddialar gündeme gelmiştir. Ancak benzer bir sinyalin bir daha tespit edilememesi, sinyalin uzaydan geldiğini destekler niteliktedir.

Yakın bir zamanda dünyadan 22 ışık yılı uzaktaki Gliese 581 adlı gezegenden bir sinyal alınmıştı.

Yakın bir zamanda dünyadan 22 ışık yılı uzaktaki Gliese 581 adlı gezegenden bir sinyal alınmıştı.

Yakın zaman önce dünyaya 22 ışık yılı uzakta bulunan Gliese 581 yıldız sisteminde bulunan, Gliese 581 adlı gezegenden sinyal alındı. Gliese 581 yıldız sistemi, bizim güneş sistemimize oldukça benzemektedir. Gliese 581 d, dünyaya oranla çok daha az ışık almaktadır. Fakat sera etkisi ile gezegenin ısınabileceği düşünülüyor.

Dünyaya benzerliğiyle bilinen bu gezegenden sinyal alınması, bilim dünyasını oldukça heyecanlandırdı. Ancak gezegeni detaylı incelememiz çok zor. Bugün ışık hızıyla giden bir araç bile icat etsek, gezegene ulaşmak 22 yıl sürerdi. Aynı yıldız sisteminde bulunan Gliese 581 g gezegeni de yaşam olması olası gezegenlerden biridir. Gezegenin ortalama sıcaklığı -31 ile -12 santigrat arasındadır. Fakat bu sıcaklıklar yaşama engel değildir.

Yaşam ihtimali olan bir diğer yer ise Satürn'ün uydusu Titan'dır.

Titan'da tıpkı dünyadaki gibi dağlar, denizler, göller ve ırmaklar bulunuyor. Dünyadan farkıysa bunların sudan değil de sıvı metandan oluşmasıdır. Titan'ın çevresini sarmalayan ve devamlı kendini yenileyen bir atmosferi var. Dünyadaki gibi Titan'da da gece ve gündüzler yaşanıyor. Tek sorun bunların biraz uzun olmasıdır; 1 hafta gece, 1 hafta gündüz. Titan'da yaşam denince hemen diğer birçok kişi gibi aklınıza akıllı canlılar gelmesin.

Bilim insanları Titan'da basit yaşam formlarının izini bulduklarını açıkladı. Denizin dibine indikçe daha gelişmiş deniz canlıları olma ihtimali üzerinde duruluyor. Ancak bundan tam anlamı ile emin olunabilmesi için çok daha detaylı bir araştırma yapılması gerekiyor.

Jüpiter'in uyduları Europa ve Enceladus'ta yaşam olma ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Jüpiter'in uyduları Europa ve Enceladus'ta yaşam olma ihtimali üzerinde durulmaktadır.

Yaşam ihtimali olan yerden biri de Jüpiter'in uydusu Europa'dır. Uydunun yüzeyi tamamen buzlarla kaplıdır. Buzların altında ise okyanus olduğuna inanılmakta. Eğer gerçekten okyanus varsa yaşam olma olasılığı da yüksektir. Fakat Europa'da araştırma yapmak, dünyadakine hiç benzemiyor.

Dünyadaki gibi buz tabakalarından daha kalın bir buz tabakası ve altında dünyadakinden çok çok daha derin okyanuslar olma ihtimali çok yüksek. Yine Jüpiter'in uydularından birinde yaşam ihtimali olması üzerinde duruluyor. Sadece 500 kilometre çapında olan Jüpiter'in altıncı uydusu Enceladus'un yüzeyindeki deliklerden yukarıya doğru su fışkırttığı öne sürülmüştür.

Üstelik bu uyduda bazı bölgeler olması gerektiğinden daha sıcaktır. Bu sıcak gayzerlerin, buzların altındaki okyanuslara bağlı olduğu düşünülmektedir. Isı ve su varsa hayatın olma olasılığı da vardır.

Kepler-22b, Kepler-62e ve Kepler-62f gezegenlerinde de yaşam olabileceği iddia edilmektedir.

Kepler-22b, Kepler-62e ve Kepler-62f gezegenlerinde de yaşam olabileceği iddia edilmektedir.

Yaşam ihtimali olan bir diğer yer Kepler-22b'dir. Dünyadan 2.4 kat daha büyük olan gezegen, dünyadan 600 ışık yılı uzaklıktadır. Gezegenin 1 yılı 290 gündür. Sıcaklığı ise 22 derecedir. Yani bu değer yaşam için en uygun sıcaklık değerlerinden biridir. Gezegende iyi ve hoş görünüyor, fakat büyüklüğü yaşam için biraz sorun teşkil ediyor. Kepler-22b'nin su gezegeni olma ihtimalide var.

Ancak bu durum yaşam barındırmayacağı anlamına gelmiyor. Gezegende okyanus canlıları olabilir. Yukarıdaki şekle bakıldığında kendi gezegenimiz ile Kepler-22b gezegeninin karşılaştırılmasını görüyorsunuz. Kepler-22b gezegeni tıpkı dünyamız gibi yaşanabilir bölgededir.

Kepler-62e ve Kepler-62f gezegenleri de yaşam ihtimali taşımaktadır. Dünya ve Mars gibi birbirine yakın olan bu gezegenler, yaşam barındırma ihtimali olan gezegenlerdendir. İki gezegende güneşimizden biraz daha sönük olan bir yıldızın etrafında dönmektedir. Kepler-62e, dünyamızın 1.6 katı büyüklüğündedir. Diğer gezegen Kepler-62f ise dünyamızın 1.4 katıdır. Bu gezegenlerde bolca kaya ve su olduğu tahmin edilmektedir.

Canlı barındırma ihtimali olan bir başka gezegeninde Kepler-186f olduğu söylenmektedir.

Canlı barındırma ihtimali olan bir başka gezegeninde Kepler-186f olduğu söylenmektedir.

Canlı barındırabilecek niteliklere sahip bir başka gezegende Kepler-186f'dir. Yaşama elverişli bulunan ve dünya ile benzer yarıçapa sahip bir gezegendir. Gezegende eksen eğikliği çok az olduğu için dünyadaki mevsimler yoktur. 1 yıl ortalama 130 gündür. Yukarıdaki grafikte kendi güneş sistemimizi ve Kepler-186f gezegeninin içinde bulunduğu Kepler-186 yıldız sistemini görüyorsunuz. Yeşil alanlar ise yaşanabilir bölgelerdir.

Diğer gezegenler yaşanabilir bölgenin dışında olduğu için onları direk eliyoruz. Fakat Kepler-186f yaşanabilir bölgede olduğu için vaat etmektedir.

Benzer bir gezegen Kepler-438b'dir. Dünyamıza 470 ışık yılı uzaklıkta olan Kepler-438b, kırmızı cüce yıldızın yörüngesinde bulunmaktadır. Dünyamıza oranla 140 daha fazla ışık almaktadır. Yapısı ve boyutları bakımından da dünyaya oldukça benzemektedir.

Yüksek derecede asitli, yoğun radyasyonlu ortamlarda bile yaşam olabileceği gözlemlendi.

Yüksek derecede asitli, yoğun radyasyonlu ortamlarda bile yaşam olabileceği gözlemlendi.

Dünyanın en soğuk yerlerinde, en sıcak yerlerinde, okyanus dibinde, atmosferde, yer altında, yüksek derecede basic ve asitli yerlerde, yoğun radyasyonlu ortamlarda bile yaşam olduğu keşfedildi. Bugün uzayda yaşam var mı sorusuna tam olarak yanıt veremiyor olmamız, yaşam olmadığı anlamına gelmez.

İnsanlığın elindeki teknoloji halen çok ilkel. Çünkü çıplak gözle görüş mesafemizde olan komşumuz Mars'a bile daha ayak basamadık. Dedelerimizin bile gençliğini yaşadığı yıllarda gönderilen bu uzay araçları, güneş sistemimizi ancak şimdi geçmeyi başarabilmiştir. Güneş sistemi dediğimiz şey evrenle kıyaslandığında kumsaldaki bir kum tanesinden farksızdır. Neredeyse 100 yıldır dünyadan uzaya her an radyo ve televizyon yayınları gitmektedir. Çevre yıldızlara bu yayınlar çoktan ulaştı.

Fakat evren çok büyük olduğundan bu yayınlar şuan için çok kısıtlı bir alana etki etmektedir. Yayınlar muazzam bir hızla ilerlediği halde daha komşu galaksilere bile ulaşamamıştır. Ulaştığını varsaysak bile oradaki canlıların bu sinyali alabilecek teknolojileri olması gerekir.

Öyle ki sinyallerin ulaştığı yerlerde halen ok ve kılıçlarla savaşan toplumlar olabilir.

Peki bizden üstün bir uzaylı ırkı, bizim gönderdiğimiz sinyalleri alıp bizi bulursa ne olabilir? Ya bizi önemsemeyip görmezden gelirler ya da bizi sömürge olarak kullanmaya çalışabilirler. Umalım ki uzaylı ırk bize benzemesin. Tarihte gelişmiş ve güçlü toplumların, ilkel toplumları sömürge altına almaya çalıştığını hepimiz biliyoruz. Eğer uzaylıların kafası da bizim gibi işliyorsa vay halimize. Tabi ki bu benim şahsi görüşümdür.