Mavi suların canavarı, kesinlikle batmaz denilen Titanik bir buz dağına çarparak sulara gömüldü. Aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hala Titanik'in gizemi merak konusudur. Kazada gemi yolcularının sadece üçte birinin kurtulduğu bilinmektedir. Geri kalan 1.500'den fazla yolcu hayatını kaybetmiştir. Fakat bütün bu kayıplardan sadece 340 yolcunun bedenine ulaşılmıştır. Geri kalan 1.160 kişi bulunamamıştır. Peki ama neden? İşte bu yazıda Titanik faciası hakkında az bilinen 7 bilgi vereceğim.

Mavi suların canavarı, batmaz denilen Titanik'te sadece 20 filika vardı.

Batmaz denilen Titanik'te sadece 20 filika vardı.

RMS Titanic adlı gemi 14 Nisan 1912'de bir buz dağına çarpıp battı ve Kuzey Atlantik Okyanusunda yüzlerce insan öldü. Bunca insan eksi 2 derecedeki suda kurtarılmayı beklemek zorunda kaldı. Ki bu soğukta çoğu kurtarma gelmeden önce hayata gözlerini kapadı. Bunun ana nedenlerinden biri Titanik'te bütün yolculara yetecek kadar filika olmamasıydı.

Gemide yalnızca 20 filika vardı. Fakat gemideki herkesi kurtarmak için en az 60 filika gerekti.

Neden bu kadar önemli sayıda filika sıkıntısı olduğunu merak edebilirsiniz. Bunun nedeni yeterli sayıda filika olursa güvertenin çok sıkışık görüneceğine dair şikayetler olmasıydı. Daha da kötüsü çarpışmadan hemen sonra denize indirilen ilk filikaların henüz yarısı bile dolmamıştı. Eğer filikalar tam kapasite doldurulmuş olsalardı çok daha fazla kişinin hayatı kurtarılabilirdi.

Titanik'in kaza geçirdiği mıntıkanın etrafından geçen gemiler, gönderilen destek davetlerini görmüş olsalardı bir ihtimal bu perişan insanlar dondurucu sulardan çok daha çabuk kurtarılabilirdi. Fakat bir çoğu, ışık kırılması denilen bir olay yüzünden sinyalleri görmedi. Bu aynı zamanda Titanik'teki gözcülerin buz dağını çok geç fark etmelerinin de nedenidir. Buna rağmen bunun asıl nedeninin denizcilerde dürbün olmaması olduğunu söyleyenlerde var.

Uzun lafın kısası, güvertedeki bütün dürbünlerin depolandığı kabinin anahtarı bu görevlilerde yoktu. Çünkü o anahtarın olduğu tek kişi 3. kaptan Davir Blair son dakikada değiştirilmişti ve o da yerine geçen kişiye anahtarı teslim etmeyi unutmuştu. Eğer mürettebatın dürbünü olsaydı belki önlerindeki buz dağını yeterince erken fark edip rotayı buna göre değiştirerek yanından geçebilirlerdi.

Titanik faciasında ölenlerin nereye kaybolduğuna dair öne sürülen birçok teori var.

Ölü bedenlerin nereye kaybolduğuna dair öne sürülen birçok teori var.

Gemi inşa edildiği kabiliyetinin üzerinde bir süratte seyrediyordu. Bunun gerekçesi gemi sahibi White Star Line şirketinin programın gerisinde kalmak istememesiydi. Aslında programın ilerisine geçerek daha erken varmak ve gazetelerin manşete taşıyacağı bir sürpriz yapmak istediler.

Belki Titanik daha güvenli bir hızda seyrediyor olsaydı, dürbün olmadığı için çok geç fark edilse bile buz dağından uzaklaşmak için yeterli zaman kalırdı. Sonuç olarak geminin çarpmasına bu kadar çok kişinin kurtulamayıp ölü bedenlerine bile ulaşılmamasına neden olan bir dizi talihsiz olay yaşandı. Ölü bedenlerin nereye gittiğine dair, öne sürülen bir teoriye göre; yolcular denizde kayboldu.

Titanik battıktan birkaç saat sonra okyanusta devasa bir kasırga çıktı, denizdeki akıntılar ve fırtına birçok cansız vücudu çarpışma alanından 50 kilometre uzağa taşıdı. Bu olay yerine gelen ilk gemilerin neden onları bulamadıklarını açıklayabilir.

Elbette gemiyle beraber suya gömülen kimselerde olmuştu ve onların oradan kurtarılma ihtimali yoktu.

Çıkarılan bedenlere gelince, kurtulma gemisinde yeterince yer olmadığından onlara uygun bir cenaze töreniyle veda edildi. Bu kişiler çoğunlukla ailelerinin cenaze için yeterli parası olmayan üçüncü sınıf yolculardı. Diğerleri yakınları tarafından gömülmek üzere Halifax Kanada'ya taşındı. Ancak kimliği berilenemeyip mezara gömülen kazazedelerde olmuştu. Muhtemelen bulunamayan bedenlerin yerini ya da akıbetini asla bilemeyeceğiz.

Yüzlerce kişi büyük ihtimalle önlenebilecek bu korkunç Titanik kazasında hayattını kaybetti.

Gemideki filikalara ilk ulaşan kişi Molly Brown oldu.

Bu zaman kadar sadece Titanik faciasını inceleyen ve bu trajik gizemi ortaya çıkarmaya çalışan kişilerin varsayımlarına güvenmek durumundayız. Yüzlerce kişi büyük ihtimalle önlenebilecek bu korkunç felakette hayatta kaybetmiş olabilir ama bu kazadan kurtulup hayatta kalan ve başkalarına yardım etmek için ellerinden geleni yapan insanlarda vardı.

James Cameron'ın bu olaya dayanan 1997 tarihli ünlü filmini izlediyseniz, Molly Brown'nun bir filikaya ilk ulaşan ve daha fazla insanın hayatını kurtarmak üzere geri dönmek için serdümeni ikna etmeye çalışan karakterlerden biri olduğunu hatırlayabilirsiniz.

Molly Brown aslında gerçek bir karakterdi ve bunu gerçekten yaptığını anlatanlar vardı. Yürekli ve fedakar bu kadına daha sonra Titanik'ten esinlenilerek "Asla Batmayan Titanik Molly Brown" lakabı takıldı. Molly gemi battıktan sonra filikalara olabildiğince çok sayıda yolcu alabilmek için elinden geleni yapmıştı. Ancak felaketten sağ kurtulup Aramesk gemisine alındıktan sonra bile bu son derece yardımsever kadının yaptığı iyilikler bitmedi.

Brown birinci sınıfta seyahat edip hayatta kalan kişilerle bir araya geldi. İkinci ve üçüncü sınıfta seyahat edip kurtulanlara danışmanlık verilen ve onların diğer temel ihtiyaçlarını karşılayan bir dernek kurdu. Ayrıca yoksulların eğitimi ve kadın hakları çin kampanyalar yürüttü.

1914 yılında senatoya bile aday oldu ve 1. Dünya Savaşından sonra Missouri'i Molly savaşta ağır hasarlar almış Fransa'yı yeniden inşa etme çalışmalarına yardım etti.

Kendisi gerçekten olağanüstü ve ilham verici bir kadındı.

Titanik'ten kurtulan kişiler iş adamı, şarkıcı, oyuncu, yazar ve gazeteci gibi varlıklı kimselerdi.

Titanik'ten kurtulan kişiler çoğunlukla varlıklı kimselerdi.

Yazar, gazeteci ve öğretmen Lawrence Beesley'de gemide bulunuyordu. Beesley gemi buz dağına çarptığında kabininde kitap okuyan Birleşik Krallık vatandaşı bir 2. sınıf yolcusuydu. Neler olup bittiğini bir kamarota sordu ve kamarot onu endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmeye çalıştı. Neyse ki Beesley, A güvertesine çıkmaya karar verdi.

Etrafta kadın veya çocuk olmadığından denize indirilmeden hemen önce 13 numaralı filikaya atlaması söylendi. Daha sonra SS Titanik'in Batışı isminde kendisine önemli sükse yaptıran bir kitap yazdı.

Bu kitapta Beesley yaşadıklarını detaylı olarak anlattı.

Sağ kalan bir diğer kişi, gemide kamarot olarak görev yapan Violet Constance Jessop'tı. Jessop'in arkadaşları onu işe başvurması için teşvik edene kadar Titanik'te çalışmayı aklının ucundan dahi geçirmemişti. Titanik buz dağına çarptığında kabininde uyukluyordu. Çarpışmadan sonra hemen güverteye çıkması ve insanlara yardım etmesi emredildi. Sonra kendisine emanet edilen bir bebekle birlikte 16. filikaya bindi.

Okyanusta 8 saat kaldıktan sonra başka bir gemi bu filikadaki yolcuları kurtardı ve bebek annesine kavuştu. Jessop'un hayatta kalma becerileri 4 yıl sonra 1916 yılında batan HMHS Britannic'e bindiğinde tekrar test edildi. İşin garibi bu Titanik'in kardeş gemisiydi ve o da White Star Line firmasına aitti.

Hoş bir Amerikalı sahne sanatçısı, manken ve sessiz film aktörü olan Dorothy Gibson'da Titanik'ten kurtulanlar arasındaydı. Gibson gemideki varlıklı ve tanınmış kişilerden birisiydi. Çarpışma olduğunda arkadaşlarıyla salonda briç oynuyordu. O ve iki arkadaşı 7 numaralı filikayla gemiden kaçtı. Daha sonra New York'a geldiğinde menajeri onu Titanik'in batmasıyla ilgili bir filmde oynamaya ikna etti.

Filmde geminin battığı gece giydiği elbisesini giymişti.

269 metrelik Titanik batarken iki ayrı parçaya bölündü. Bu da arama işini iki kat karmaşık bir hale getirdi.

Titanik batarken iki ayrı parçaya bölündü.

Felaket zedelerin arasında zengin insanlarda vardı. O yüzden yakınları en dipten hemen çıkarmak istediler. Ama gerçekten çok paraları olmasına rağmen böyle bir operasyonu gerçekleştirmek imkansızdı. Bunun nedeni sadece 20. yüzyılın başlarında şimdikinden çok farklı olan teknoloji değil aynı zamanda Titanik'in kesin koordinatlarının bilinmiyor olmasıydı. Kulağa inanılmaz geliyor öyle değil mi? Kim bu kadar büyük bir gemiyi kaybedebilir ki. Ama unutmayın gemi hem çok küçük bir koyda battı hem de Kuzey Atlantik'in tam ortasındaydı.

Yani 269 metrelik bir gemi olsa bile bulması kolay değildi. Ayrıca uzun batma süresi boyunca gemi sürüklenmişti. Telsiz operatörleri tam koordinatları vermiş olsa da Titanik batarken herhangi bir yöne doğru kaymış olabilir. Üstelik gemi ikiye ayrılmıştı. Bu da arama işini iki kat karmaşık yapıyor. Birçok insan bulunması halinde nasıl yukarı çıkarabileceğine dair farklı yollar önerdi.

Elektromıknatıslarla yüklenmiş bir denizaltıyla dubalara takılmış mıknatıslar takılması önerildi. Bu tartışmalar sürerken 1 ve 2. Dünya Savaşları yaşandı.

Bu yüzden Titanik'i yukarı çıkarma fikri geçici olarak da olsa unutuldu.

1953 yılında insanlar tekrar batan gemi hakkında konuşmaya başladılar. İngiliz gemi geliştirme şirketi patlamalar yaparak onların ekoları sayesinde Titanik'in bulunduğunu söyleyen lokasyonlu okyanusun dibinde harita çalışmaları yapmaya çalıştı. Yine de hiçbir iz yoktu. Dahası insanların tarihe saygı ve sevgi duymaları batan gemiyi çıkarmalarına engel oluyordu.

1985 yılında derin deniz aracı Argon, su altı taraması yaparken Titanik'i buldu.

1985 yılında derin deniz aracı Argon, Titanik'i buldu.

Elde edilen bilgilere göre Titanik'in içinde yaklaşık 300 milyon dolar değerinde mücevher olduğu söyleniyor. Ayrıca Ömer Hayyam'ın Rubaileri'nin orjinali ve Antik Mısır prenseslerinden birinin mumyasının da gemide olduğu söyleniyor. Tabi bir de mücevherleri yanında sayısız yolcu vardı. Resmen bir su altı hazinesi!

1966 yılında İngiliz Douglas Valley, Titanik'i bulmak için 5 milyon dolarlık bir proje hazırladı. Batan gemiyi bulmak ve onu plastik konteynırlarla çevreleyip onu yukarı çıkaracaktı. Eğer bu fikir size biraz absürt geliyorsa bir de Titanik'i yukarı çıkarmak için ortaya atılan diğer fikirleri görseniz iyi edersiniz. Likid Nitrojen yardımıyla gemiyi dondurarak, onu yeryüzüne çıkarmaya zorlamak istediler. Bir bardaktaki buzun yukarı çıkması gibi olacağını düşündüler. Fakat bu fikir kabul görmedi.

Diğer bir fikir gemiyi pinpon toplarıyla doldurmaktı. Bir düşünsenize kim bilir ne kadar çok topa ihtiyacınız olurdu? Ortaya çok fazla fikir atılsa da hepsi işe yaramazdı. Çünkü insanlar geminin nerede olduğunu bilmiyorlardı. Ta ki 1985 yılında derin deniz aracı Argon su altı yolculuğuna başlayıp Titanik'in kıç kısmını bulana kadar. Argon, Titanik'in kalıntısının dağıldığını ortaya çıkardı. Hem de 1600 metre yarıçapındaki bir alana ve 3800 metre derinlikte olduğu tespit edildi. Neden kimsenin bulamadığına şaşmamalı.

Geminin baş ve orta kısmının ağırlığı yüzünden çok derinlere gitmiş. Titanik'in kıç tarafı, baş kısmından 800 metre uzakta bulundu. Orta kısmın kalıntıları da yakınlarda bulundu. Çevrelerinde tabaklar, mumluklar ve gemide bulunabilecek başka küçük objeler vardı.

2012 yılında Titanik, Unesco tarafından turistik ziyaretler ve geziler için korumaya alındı.

2012 yılında Titanik, Unesco tarafından korumaya alındı.

İçindeki her şey çok iyi kalmış olmasına rağmen geminin kendisi çok kötü durumdaydı. Hatta Titanik'in kıç kısmına bir yazı konarak ona dokunulmaması gerektiğini özellikle yazdılar. Uzmanlar araştırmalar sonucunda Titanik'in bu kadar zarar görmüş olmasını deniz suyuna ve kabuklu deniz canlılarına bağladılar. Bu zarar nedeniyle de onu su yüzüne çıkarmaya çalışmanın gemiyi paramparça yapacağını düşünüyorlardı.

Gemi gittikçe çürümeye devam ediyordu.

Bunun bir nedeni de gemiye yapılan turistik ziyaretler ve gezilerdi. Ayrıca insanlar evlerine Titanik'ten bir parça götürmek istiyorlar. Mesela geminin direği ve işaret kulesi gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Belki de yengeçler ödünç almıştır!

2004 yılında Titanik'in olduğu bölgeyi ve dipteki enkazı korumak için uluslararası bir anlaşma imzaladı. 2012 yılında da gemi Unesco korumasına alındı. Bunun yanı sıra geminin su yüzüne çıkarılmasının imkansız olduğu herkes tarafından kabul edildi. Şimdi Titanik bir su altı kültürel mirası oldu. Bu yüzdende su altında kalmalı öyle değil mi? Sonuç olarak Titanik'i hiçbir zaman su üstünde göremeyeceğiz.

Gemi suyun ve bakterilerin etkisiyle çürümeye devam ediyor. Bu etkenler tam anlamıyla Titanik'i yiyip bitiriyorlar. Bilim insanlarına 20, 30 sene içerisinde geminin bazı kısımları tamamen yok olacak. Hatta yaklaşık bir asır sonra su altındaki bazı parçacıklar dışında efsanevi Titanik'ten başka hiçbir şey kalmayacak.