Türkiye'deki köyler pek çok gizem ve şaşırtıcı olaya ev sahipliği yapmaktadır. Öyle ki bazı köylerde yaşanan sır dolu hadiseler, filmlere dahi konu olmuştur. Köylerin hikayesi de oldukça ilginçtir. Eğer siz de bu köylerin hikayesini merak ediyorsanız, terk edilmiş 20 cinli köy başlıklı bu yazımdan bilgi edinebilirsiniz.

Issız Cuma'nın en eski tarihi mezar taşına göre yaklaşık 680 yıllık olduğu sanılmaktadır.

Issız Cuma

Issız Cuma yöresinde bulunan ve en eski tarihsel gömüt taşına göre takriben 781 senelik olduğu zannedilen kabristan, yöre halkı tarafından kullanılmaktadır. Fakat kabristanda yaşanan gizemli hadiseler duyanları dehşete düşürmektedir. Hatta vakalara birebir şahitlik edenler anlatmaktadır. Bu yörede 52 sene evvel bir kız çocuk dünyaya getiren Hatice Erkek, doğumdan kısa zaman sonra hayata gözlerini yumdu ve Ayşe ismi konulan küçük çocukta doğduktan 20 gün sonra öldü. Küçük bebek, annesinin yanına kazılan bir mezara gömüldü.

Bir zaman sonra ziyarete giden akrabaları iki mezarın birbiriyle kaynaştığını görünce şok geçirdi. Mezarları ayıran akrabaları bir sonraki ziyaretlerinde mezarların yeniden kaynaştığını gördü. Bu hadise birkaç defa tekrar ettikten sonra akrabaları anne ve kızın mezarlarını ayırmaktan vazgeçti.

Olay sadece o köyde ve o ilde değil, tüm Türkiye'de geniş yankı uyandırdı. Gazetelerde ve televizyonlarda yayınlandı. Hatta üzerine film bile çekildi. Köyde o kadar ürpertici bir atmosfer var ki insanlar bir süre sonra korkudan oraya yaklaşamıyor. Köye gitmek isteyenlere ısrarla gidilmemesi tavsiyesinde bulunuyorlar. Bu mezarlık YouTube dünyasında da ünlüdür. Birkaç YouTuber'da burayı ziyaret edip videolar çekti. Gece yarısı yapılan canlı yayın esnasında tuhaf sesler ve görüntüler tespit ettiler.

Canlı yayında yaktıkları ateş bir anda parlama yaparak herkesin kaçmasına neden oldu. Kimileri bunu inandırıcı bulmasa da birçok insan bunların cinler tarafından yapıldığını iddia ediyor. Birtakım insanlarsa görüntülerle oynandığını veya bir mizansen kurgulandığını söylemektedir.

İnternette kara Karadedeler Olayı olarak ünlenen, Davutlu köyü olarak tahmin edilen yerde garip olayların yaşandığı iddia edilmektedir.

Davutlu Köyü

İnternette kara Karadedeler Olayı olarak ünlenen ve hangi köyde yaşandığı kesin olmayan fakat ipuçlarından yola çıkılarak Davutlu köyü olarak tahmin edilen yerde birçok tuhaf ve garip olayların yaşandığı iddia edilmektedir. İddialar yerel ve ulusal basında yer alınca insanlar bu köyü merak etmeye başladı. Bu köyde çekildiği iddia edilen birçok video yayınlandı. Bu olay 1989'da yayınlanan bir filmde duyulmuştu.

Prodüktör firma tarafından belgesel olarak tanımlanan film, 1989 senesinde Ocak ayında meydana geldiği ileri sürülen bu hadiseyi konu almaktadır. O ay haber yayın organları K. vilayetinin D. kırsalında, köylülerin gökyüzü karardıktan sonra cine benzer yaratıklar gördüklerini ve o günün ardından gökyüzünün kararmasıyla birlikte köy sakinlerinin endişeden evden dışarı çıkamadıklarının bilgisini vermiştir. Bu havadis o dönem gazetelerin büyük bir bölümünde ufak bölümler halinde yayımlandı. Havadi aynı dönemlerde okuldan yeni diploma almış bir muhabir olan H. B.'nin de merakını çekmiş ve acemi muhabir vakayı araştırmak için D. kırsalına gitmiştir.

Kırsalda 11 gün geçiren H. B. köye geldiğinde köylülerle görüşme yapmış ve bu görüşmeler el kamerası ile kayıt altına almıştır. Görüşmeler sırasında köy sakinleri gizemli birtakım canlılar gördüklerini beyan ettiler. Görüşmelerden sonra acemi muhabiri kırsalda kalmaya teşvik ettiler. Ancak kırsalda geçirdiği vakit süresince herhangi bir olağandışı durumla karşılaşmayan H. B. kırsaldan ayrılmaya kanaat getirdi. Köy sakinlerinin diretmesi üzerine kamerasını köyde yaşayan 14 yaşındaki bir çocuğa emanet etti. Çocuk şayet kırsalda alışılmadık önemli bir şey olursa kamera ile görüntü alacak daha sonrada bantları muhabire geri verecekti.

Muhabir kırsaldan ayrıldıktan 3 gün sonra, akşam karanlığında sivil elbiseli 4 Jandarma tarafından İstanbul'daki konutundan kırsalda çektiği bantlarla beraber alınarak L. vilayetinin Jandarma komutanlığına götürüldü. Jandarma amiri kıdemli yüzbaşı A. S. eşliğinde sorgulandı.

Kamera ile kayıt edilen soruşturmanın gayesi kırsaldaki evlerde yaşayan 7 şahısın kısmen parçalanarak infaz edilmesi ve 1 konutun çeperine Arap alfabesi ile H. B.'nin adının kan kullanılarak yazılmasıydı. Ölen şahışların içinde H. B.'nin kamerasını emanet ettiği çocukta bulunmaktaydı. Meydana gelen bu hadise yöre sakinleri arasında kaygı ve endişeye yol açmaması için, vaka yöre halkına bir cinnet hadisesi olarak anlatıldı. Cenazeler yalnızca yöre halkının ve Jandarmanın iştirakıyla, büyük bir mahremiyetle köyün mezarlığına defnedilmiştir. Yöre halkının büyük bölümü bu hadiseden sonra bölgeyi terk etmiştir. Soruşturması bittikten sonra özgür bırakılan H. B.'nin elbiseleri, ayakkabıları, karalama defteri ve şahsi eşyaları ile 3 Şubat 1989'da Salı günü D. kırsalının çevresindeki ormanda bulundu.

Bedeni ise hiçbir zaman bulunamadı.

H. B'yi soruşturan yüzbaşı A. S. ise bu vakadan 1 yıl sonra karısından ayrıldı ve psikolojik bir huzursuzluk yüzünden malulen emekliye ayrıldı. Gene aynı yıl İstanbul'a yerleşerek terapi görmeye başladı. 2006 senesinde 59 yaşındayken geçirdiği bir depresyon neticesinde, şahsına ait tabancayla kafasına bir el ateş ederek yaşamına son verdi. Yüzbaşının kızı S. F. babasının hayata gözlerini yummasından sonra çelik kasasını açmış ve kasa içerisinde 3 mektup bulmuştur.

Mektupların bir tanesinde siyah-beyaz fotoğraflar, başka bir tanesinde kayıp muhabir H. B.'ye ait bir karalama defteri bulmuştur. 1989 senesine ait kesilmiş gazete sayfaları ve 3 tane video bantı vardı. Bantların üstlerinde yazan tek şey, Karadedeler Olayı 1989'du. İlk video kopyaları H. B.'nin yöre halkıyla görüşmelerini, ikincisi ise H. B.'nin babası tarafından soruşturulmasını gösteriyordu. Üçüncü ve son video kasedi ise küçük çocuğun kaydettiği görüntülerden ibaretti. S. F.'nin görüntülerin şaşkınlığını üstünden atması birkaç sene sürdü. 2009 senesinde maddi zorluklara düşerek bantları satmak mecburiyetinde kalmıştır.

Film yönetmeni bu olayın ve kişilerin tamamen gerçek olduğunu iddia etmektedir. Civar köyle burada yaşananları cinlerle ilişkilendirmekte. Köy üzerinde aralanmayı bekleyen sis perdesi ve müthiş bir korku hissi vardır. Bazı araştırmacılarsa olayın tamamen farklı olduğunu söylemektedir. Burada yasadışı bir işin yapıldığı ve bu olayın aydınlatılmaması içinde böyle bir söylentinin çıkarıldığı iddia edilmiştir.

Üç Çatallı Gölge Köyü'nde en son maden işçileri kalmış, onlarda kısa süre içinde terk etmek zorunda kalmıştır.

Üç Çatallı Gölge Köyü

Bu günlerde terk edilmiş bir halde bulunan köyde, Üç Çatallı Gölge Köyü hakkında pek çok şey rivayet edilmiştir. Kimi köyün çevresinde çok fazla yaban hayvanı olduğunu, kimi köyün yol çalışmaları yüzünden çok fazla zelzele aldığını, kimiyse bütün bunlara başka varlıkların sebep olduğunu söyleyip durmuştur.

Köyde uzun yıllar erkek çocuk dünyaya gelmemiş, hayvanlar telef edilmiş, köy mezarlıkları oyulup açılmış, patika yollardan sürekli taş yağmıştır. Köy Bursa'ya bağlı bir ilçededir. Köyde en son maden işçileri kalmış, onlarda kısa süre içinde terk etmek zorunda kalmıştır. Bu köydeki korkunç olaylar bir filme de konu olmuştur. Köyde cinlerin en tehlikeli kavimlerinden Yakaza kavmi mensuplarının olduğu iddia edilmektedir.

Tabi bunlar iddia ne kadar doğru bilinmez, fakat doğru olan bir şey var köyde garip olayların yaşandığıdır. Bu durum birçok defa gazete ve televizyonlarda yayımlanmıştır. En somut bilgi ise köylülerin buradaki olaylardan dolayı köyü terk etmesidir. Kimileri burada kara büyülerin yapıldığını söylüyor. Öyle ki bir YouTuber burayı ziyaret etti ve gerçekten de tuhaf kağıtlara yazılmış çok ilginç yazılar buldu.

İzmir'deki cinli köyde birçok defa kendiliğinden oluşan yangın vakası ihbar edilmiştir.

İzmir'deki Korkunç Köy

İzmir'in bir dağ eteğindeki köyde Hristiyanlar yaşıyordu. Bu köydeki halkın kara büyülerle uğraştığı iddia edilmektedir. Köyde birçok defa kendiliğinden oluşan yangın vakası ihbar edilmiştir. Bu yangınların cin kavimleri tarafından çıkarıldığı iddia edilmektedir.

Köy tamamen boşaltılmıştır. Çünkü bir seviyeden sonra insanlar köyde yaşamaya korkar hale gelir.

Köyün ürpertici bir görüntüsü vardır.

Kızılırmak kenarındaki terk edilen bu ürpertici köy, Türkiye'nin en korkunç köylerinden biridir.

Kızılırmak Kenarındaki Köy

Kızılırmak kenarındaki terk edilen bu ürpertici köy, Türkiye'nin en korkunç köylerinden biridir. Issız ve alabildiğine ürperticidir. İn cin top oynuyor sözü sanki burada vücuda gelmiş gibi. Yakın zamanda bir filme konu olan köydeki olaylar, 1917 yılında başlamıştır.

Birtakım söylentilerin yayılmasıyla başlayan olaylar, insanları uzun süre evlerine hapsetmiştir. Özellikle cinlerle iletişim halinde olduğu iddia edilen birçok köylünün anlattıkları türler ürperticidir.

Anlatılanlara göre 70-80 santim uzunluğunda, kulakları büyük tuhaf varlıklardır. Bir kadınla ilişki yaşadıkları öne sürülmektedir. Köylü artık bu toprakları terk etmek zorunda kalır. Anlatılan dehşet verici hikayeler dilden dile aktarılır ve günümüzde hala devam etmektedir.

1921 senesini gösterdiğinde Azem köyünde yaşanan akıl almayan olaya göre, bir akşam sebebi açıklanamayan olaylar baş göstermeye başlar.

Azem Köyü

Takvimler 1921 senesini gösterdiğinde Sakarya'da yaşanan akıl almayan olaya göre, bir köyde sebebi açıklanamayan olaylar baş göstermeye başlar. İnsanlar ve hayvanlar ölüp, hastalanmaya başlamıştır. Birbirine kin güden ve kavga eden insan sayısı artmıştır. Aynı zamanda köyün toprağı verimsiz bir hal almıştır.

Ne hayvancılıkta ne de ekilen üründen mahsul elde edebilen köylü halkı, 117 hanesiyle birlikte köyden apar topar kaçmıştır. İddiaya göre köyü cinli varlıklar basmıştır. Nedenine gelince Arap dilinde savunucu anlamına gelen Azem büyüsünden yapılmış olmasıdır. Bu büyüyü kimin yaptığıyla ilgili bir bilgi olmamasına karşın, köy halkı Güney Doğu Anadolu'dan köye gelen bir şahsın çobanlık parasının belli kısmının verilmemesinden ötürü köye bu büyüyü yaptığını söylemektedir.

Hatta büyü öyle tesirliymiş ki şuan bile köye ne bir insan ne de bir hayvan girebiliyormuş. Giren hayvanların dönmediği, insanlarında bu yüzden girmeye korktuğu köye dönemin birinde bir cami imamının girdiğini ve konuşma yeteneğini kaybetmiş bir şekilde köyden çıktığı anlatılır.

Söz konusu hikaye Azem adlı filme de konu edilmiştir.

Büyükada Rum Yetimhanesi, Osmanlı döneminde Rum Patrikhanesi tarafından kimsesiz oğlan çocukları için yapılmıştır.

Büyükada Rum Yetimhanesi

Kimseziler Yurdu, Osmanlı döneminde Rum Patrikhanesi tarafından kimsesiz oğlan çocukları için yapılmıştır. Yapı 1960 senesinde terk edilmiş olmasına rağmen içindeki eşyalar hala durmaktadır. Eşyalar, öksüz çocukların zabıt evrakları, pijama parçaları halen yetimler yurdunda durmaktadır.

Köy sakinleri bilhassa akşam vakitlerinde yetimler yurdundan feryat sesleri işittiklerinden bahsetmektedir.

Yapının bu denli ürkütücü olmasının nedeniyse, vaktinde öksüz çocukların orada çok eziyet gördüğü, bir devirde ise yapının ön tarafında yangın çıkması nedeniyle binada oluşan izdihamda kimi çocukların yanarak öldüğü ve bahçeye çıkmayı başaran bir çocuğun orada bulunan bir çukura düşerek sesini kimselere duyuramadığı için orada ölmesine bağlamaktadır. Kimsesizler yurduyla alakalı enteresan bir bilgi de bu yapının şu anda dünyanın en büyük 2. tahtadan yapılmış yapısı olmasıdır.

Rumeli köyündeki perili köşk, Yusuf Ziya Paşa tarafından 1910 yılında yaptırılmıştır.

Rumeli Köyündeki Perili Köşk

Başyaverliği süresince hayli varlıklı bir tacir olan Yusuf Ziya Paşa, Rumelihisarı'ndaki bir köye öykülerdeki hisarlara benzeyen bir köşk yaptırmak istemiştir. Anlatılanlara göre o kadar kıskanç biridir ki alımlı zevcesini başkalarının görmesini istemiyordur. Bu köşk aynı zamanda zevcesinin alımına layık seviyede olmalıydı.

1910'da başlanan köşk inşaatı, 1. Dünya Savaşı'nın çıkması ve Yusuf Ziya Paşa'nın iktisadi sorunlara düşmesinden dolayı tamamlanamaz. Yusuf Ziya Paşa köşkün kulesini oluşturan taşları Mısır'dan ayrıcalığını kullanarak getirtilmesini sağlamıştır ve taşlar tılsımlıdır. Zevcesi de onu yüzüstü bırakınca kalbi körelir ve köşkün bitirilmesini hiç mi hiç istemez. Senelerce köşkün civarlarında yaşayan insanlar, köşkün dolu olmayan odalarından karanlık çöktüğünde uzun saçlara sahip bir kadının dolaştığını belirtmiştir.

1990'lı yıllardaysa köşkün inşasında çalışan ustalar camdan aynalarda eskimiş elbiseleri olan bir kadın silüeti gördüklerini, üstelik piyano dahi çaldığını duyduklarını iddia etmişlerdir.

Sakarya'daki cinli köyde meydana gelen hadisede köylüler sık suretle feryat sesleri işittiğini anlatmaktadır.

Sakarya'daki Cinli Köy

1921'de Sakarya'da meydana gelen hadisede köylüler sık suretle karanlık çöktüğünde feryat sesleri işitir, bir müddet sonra hayvanlar hastalanıp telef olur, köyün gebe kadınları peş peşe düşük yaparlar. Köyün sakinlerinden birinin 5 yaşlarındaki kız evladı ortalıktan yok olur.

Günlerce aramalarına karşın çocuk köyün hiçbir yerinde bulunamaz. Bir zaman sonra pat diye gece vakti 5 yaşındaki küçük kız evinin kapısına gelir ve ailesi çocuklarını görür görmez şaşkınlık içinde kalır. Çünkü kafasındaki saçları tamamen kazınmış ve gözleri görme yetisini kaybetmiştir. Üstelik çocuk oldukça ileri seviyede Latince cümleler kurmaya başlamıştır.

Bu hadisenin arkasından köyün 117 yaşayanı köyü arkasına bakmadan terk etmiştir. Köylülere göre küçük kız, şeytani cinler tarafından alıkonulmuştur.

Kapalıçarşı'da yer alan Cevahir Bedesteni'ni sık surette bir takım gizli mezhep üyelerinin ve tarikat mensuplarının ziyaret ettiği bilinmektedir.

Cevahir Bedesteni

Eskiden köy olan Kapalıçarşı'da yer alan Cevahir Bedesteni'ni sık surette bir takım gizli mezhep üyelerinin ve tarikat mensuplarının ziyaret ettiği bilinmektedir. Cemaat mensuplarının görüşüne göre, Cevahir Bedesteni'ndeki bir noktada bir takım dinsel törenler yapıldığında başka bir zaman dilimine açılan bir kapı bulunmaktadır.

Üstelik Bedestenin 1942 ve 1976 yılları arasında yapılan iki yenileme çalışması sırasında, 2 işçinin Bedestenin aynı yerinde hiçbir neden olmamasına rağmen kendilerini astıkları bilinmektedir.

Havran köyündeki cinli mağaranın çevresi insan kemikler ile dolu doludur.

Havran Köyündeki Cinli Mağara

Derinliğiyle öne çıkan mağaranın çevresinin insan kemikler ile dolu olduğu bilinmektedir. Söylenenlere göre kaçan koyunlarını kurtarmak için mağaraya inen bir sürü sahibi, koyunlarıyla beraber orada mahsur kalmıştır.

Eğmir, Dereören ve Hallaçlar köyü sakinleri, Madra Dağı yamaçlarında Kaya Tepe diye bilinen alanda yer alan mağaraların iblislerin evleri olduğunu, hayvanlarını yayarken dahi mağaraların yer aldığı o alandan geçmediklerini belirtmişlerdir. Mağaranın içinde ne bulunduğu tam anlamı ile sır olarak saklanmaktadır.

Alman generalin evi Büyükada'nın tepe noktasına, bir hayli tenha bir bölgeye inşa edilmiştir.

Büyük Adadaki Alman Generalin Evi

Büyükada'nın tepe noktasına, bir hayli tenha bir bölgeye inşa edilmiş ve 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluk ordusunda vazife alan Alman bir generale tahsis edilen ev, çevresinde yaşanan normal dışı hadiselerle ismini duyurmuştur.

Yamaçtan tepeye doğru yapılan bir fayton yolculuğu sonrasında ağaçların içinde epey bir süre yol yürünüp tepe noktasına ulaşıldığında, yıkıntı haline dönmüş artıklar, tuhaf bir bahçe kapısı ve yıkılmamak için direnen bir harabe görülmektedir. Köyde hayatını sürdüren insanlar bu evin perili ve cinli olduğunu düşündüklerinden dolayı senelerdir evin olduğu çevreden uzak durmaktadır.

Antalya'daki perili ev yıllarca macera peşinde koşan insanların ilgi odağı olmuştur.

Antalya'daki Perili Ev

Antalya'da bulunan cinli ve perili olduğu iddia edilen ev ne satılmakta, ne de kiraya verilebilmektedir. Seneler süresince ilgi odağı olan ev kimilerine göre mezarlık üzerine yapıldığından, kimilerine göre de daha önce o binada yaşayan bir kız cinnete gelerek annesini öldürmüştür.

Mazide evde yaşayanlar öğleden önce uyandıklarında kendilerini tuvalette yatar halde bulduklarını söylemektedir. Kapıların, pencerelerin sebepsiz hareket ettiği ve gecenin ortasından sonra tuhaf sesler işittiklerini iddia etmektedir. Evin yanında yer alan mağazada çalışanların iddia ettiklerine göre tezgahtaki ürünler çoğu kez başka bir yere taşınıyor yahut kayboluyormuş. Gündüz geldiklerinde ambarda bulunan kutuları yere savrulmuş şekilde buluyorlarmış.

Macera peşinde koşan, kameraları elinde apartmanı ziyarete gelen insanların haberdar olmadan görüntüledikleri silüetler bir hayli enteresandır.

İncirli köyündeki cinli ahşap köşk hakkında esrarengiz hadiselerin meydana geldiğine ilişkin dedikodular vardır.

İncirli Köyündeki Ahşap Köşk

İncirli köyündeki tarihsel tahtadan bina hakkında 70'li senelerden bu yana esrarengiz hadiselerin meydana geldiğine ilişkin dedikodular vardır. Söylentilere göre bina yılın belirli vakitlerinde 5 saniye kadar yok olup tekrar görünür oluyormuş. Köy sakinlerinin bir kısmı bu hadiseye şahitlik ettiğini iddia etmektedir.

129 numaralı evin son katında yaşayan öğrenciler o gece dairelerinde esrarengiz bir biçimde ölürler.

129 Numaralı Köy Evi

Anlatılanlara göre 2009 senesinde ortaya çıkan hadisede ODTÜ yerleşkesi içinde bulunan Yalınca köyündeki iki kız öğrenci, gece bir vakti saat 01:00 civarında mumlarla çeşitli satanist törenleri yaparlar. 129 numaralı evin son katında yaşayan öğrenciler o gece dairelerinde esrarengiz bir biçimde ölürler.

Binada yaşayanlara göre öldükleri gün kendini hissettiren bir deprem meydana gelmiştir ve tüm binadaki eşyaları etrafa savurup camları dökmüştür. Bu hadise sonrasında bina o dakika terk edilmiştir. Ardından ise içeriye girme yürekliliğini gösterenler, tanımlaması güç kokular algıladıklarını ve pencerelerin kendiliğinden kırıldıklarına şahit olduklarını söylemişlerdir.

Kızık köyü yaşayanları mukaddes olarak kabul ettikleri balıklar için adak kesmektedir.

Kızık Köyü

Kızık köyü yaşayanları, mukaddes olarak kabul ettikleri balıklar için adak kesiyor, öldüklerinde ise yakarmalar eşliğinde köy kabristanlığına gömüyorlardı. Evet doğru okudunuz, balıklar için adak adanıyor ve o balıklar yaşama gözlerini yumduklarında dinsel ayinlerle toprağa gömülüyorlar. 700 sene evvel temelleri atılan köyün içme su kuyusunun yer aldığı bölgeye kurulan göletlerde yaşayan balıklardan hastalara derman, evlat sahibi olmayan kişiler içinde evlat dileğinde bulunuyorlar.

Öyle ki balıkların mukaddes olarak görülmesinin öyküsü de oldukça enteresandır. Vaktinde köy reisi içme suyu olarak da tercih edilen membadaki balıkları alarak dışarı atmıştır. O günden sonra muhtar oğlu, kızı, eşi ve kendi de dahil olmak üzere bir yıl içinde ölmüştür. Geride ailesinden yaşayan hiç kimse kalmamıştır.

Bu hadiseden sonra balıklar yeniden üreyerek çoğalmışlardır. Bu nedenle vaktinde hikmetine inanan köy sakinleri balıkları mukaddes olarak görmeye devam etmiştir.

Epey ihtişamlı görünen perili Molla Köşkü, vaktiyle de bir hayli heybetli görünmekteydi.

Köydeki Cinli Köşk

Kuzguncuk köyüne doğru gidenler tünele girmeden biraz önce yolun sağında yer alan beyaz yapıya dikkat etmişlerdir. O beyaz bina Perili Molla Köşkü'nün yenilenmiş halidir. Epey ihtişamlı görünen bina, vaktiyle de bir hayli heybetli görünmekteydi.

Öyle ki vaktinde insanlar yakınından araçlarla geçmeye dahi korkuyorlardı.

Mahmud Cemil Efendi tarafından 1885 yılında inşa ettirilen 130 senelik bu köşk, senelerce yenilenemedi. Bunun sebebi olarak köşkün perili ve cinli olduğu, çalışan ustaların birkaç gün dolmadan çalışmaktan vazgeçip korkarak kaçtıkları gösterilmiştir.

Dolapdere civarındaki bir köyde bulunan Tezveren Baba Türbesi, en gizemli yerlerden biridir.

Tezveren Baba Türbesi

Dolapdere civarındaki bir köyde bulunan Tezveren Baba Türbesi, en gizemli yerlerden biridir. Tezveren Baba ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehit edilerek öldürülmüş biridir. Söylentilere göre Tezveren Baba'nın ayakları bulunmuyormuş ve terliklerini ellerine geçirerek dolaşıyormuş. Bahsedilen dedikodularda türbenin içinden bu terliklerin çıkardıkları tıkırtı sesleri duyuluyormuş.

Öyle ki türbe çalışanı olan Veda Pehlivan'ın büyük annesi hayattayken Tezveren Baba'yı gezerken gördüğünü dahi iddia etmiştir.

Milattan önce 2000 senesinde Harput'ta Kamos ismince şeytani bir iblisin var olduğuna inanılmaktadır.

İblisli Harput Köyü

Elazığ yakınlarında milattan önce 2000 senesinde artıkları tespit edilen antik şehir Harput'ta Kamos ismince şeytani bir iblisin var olduğuna inanılmaktadır. Rivayetlere göre aynen karabasan öykülerinde bahsedildiği gibi tek başına uyuyan insanlara çöker, onların nefessiz kalmalarına kimi zamanda ölmelerine neden olabilirmiş. Uyku ile uyanıklık çizgisinde kalan insanlar onu duyumsarlar ama kaçmak için hiçbir çaba sarf edemezlermiş.

Akşam karanlığında gezen bu iblis söylenenlere göre kimi zaman çam yarması gibi kimi zamanda bodur bir görünüme bürünürmüş. Kafasında sürekli hayvan derisinden yapılmış bir başlık taşırmış. Bir insan bu başlığı almayı becerirse elinde başlık iriliğinde altına dönüşeceğine inanılırmış. Ara sıra kara kedi silüetinde de görülebilen bu iblisin uyku esnasında çöktüğü kişi, kanının çekilerek damarlarından alındığını hissedermiş.

Zindanlı köy 390 senesinde İmparator 1. Theodosius tarafından inşa ettirilmiştir.

Zindanlı Köy

Zindanlı köy 390 senesinde İmparator 1. Theodosius tarafından inşa ettirilmiştir. Yerli ve yabancı tutsakların alıkonulduğu zindanlarla ilgili o zamandan beri bahsedilen bir öykü bulunmaktadır. Mazide zindanlarda alıkonulan mühim tutsaklar arasında bir Pagan'da bulunmaktaydı.

Ancak birçok kişi onun Avrupa'da önemli bir devlet çalışanı ya da ajan olduğunu düşünmekteydi. Ve bu nedenle ona çeşit çeşit ızdıraplar çektirerek ağzından laf almaya çalışıyorlardı. Pagan ise vücudunu ızdırap ve acılara karşı terbiye etmiş olduğu için herhangi bir sancı duymuyordu.

Haliyle de ne eziyet edenlerin istedikleri bilgileri veriyordu ne de sancı hissettiğini belirten sesler çıkarıyordu. Günden güne dozajı arttırılan eziyetlere direnç gösteremeyen Pagan ölmeden evvel Latince'ye benzeyen sözcükler fısıldamış ve öldükten hemen sonra cesedi eriyip kaybolmuştu. Söylentisi ağızdan ağıza büyüyen Pagan'ın zindandaki tüm insanları büyülediğine inanılmaktadır.

O vakitten beri Yedi Kule Zindanları'nda ara sıra haykırışların ve hatta Latince benzeri bir dilde seslendirilen sözcüklerin işitildiği söylenmektedir.