Ürdün'ün kayıp antik kenti Petra kimler tarafında inşa edildi ve koca bir kent nasıl kayboldu? Bir takım sorular en kararlı tarih bilginlerini bile zorluyor. Neyse ki senelerce yapılan araştırmalar Petra'nın sırlarına biraz da olsa ışık tuttu ve dünyanın bu yerleşim yerine ilişkin bazı hayret verici bilgiler edinilmesini sağladı. İşte ben de o bilgileri derleyerek sizlere Petra şehri hakkında güzel bir yazı hazırladım.

Efsaneye göre Petra halkı kötülükleri yüzünden helak edilmişti.

Efsaneye göre Petra halkı kötülükleri yüzünden helak edildi.

1000 yıldan daha uzun bir süre efsane olarak dillerde dolaştı. Kimilerine göre İslam'ın ilk yayıldığı yerdi, kimilerine göre ise bütün dinlerin merkeziydi. Onu tek bilenlerse çölde dolaşan bedevi Araplardı. Arapça'da ağlayan şehir anlamına gelen Petra'da yaşayan insanlar, bölge halkı arasında anlatılan efsaneye göre çok fazla kötülük yaptıkları için helak olmuş ve büyük depremlerle yok edilmişlerdi.

Bu nedenle şehir uğursuzdu ve zaman zaman işitilen, insanları delirtecek seviyedeki bir gürültüden dolayı oraya gitmek tehlikeli olabiliyordu. Ancak gerçek aslında çok daha gizemli.

Kayıp bir şehir olduğunu duyan İsviçreli kaşif Johann Ludwig Burckhardt 1812 yılında burayı keşfettiğinde Petra'nın başka hiçbir yere benzemediğinin farkına varmıştı. Milattan öncesindeki bir halkın böylesine sıra dışı bir şehri inşa edebileceğine ne o ne de diğer arkeologlar inanmamıştı. Petra'da Nebatiler adı verilen bir Arap kavmi yaşamıştı. Fakat Suudi Arabistan çöllerinden gelen ve hayvancılıkla uğraşan bu göçebe topluluğun nasıl böylesine karmaşık bir yapıyı inşa edebildiği hala bir sır.

Taş ustaları öyle şeyler yapmışlardı ki barajlar, su yolları, yer altı tünelleri amfi tiyatrolar hatta paradoksa dönüşen labirentler bile vardı.

Ürdün'de bulunan El Hazne eski Arap dünyasının en önemli tapınaklarından biriydi.

El Hazne eski Arap dünyasının en önemli tapınaklarından biriydi.

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz bu yer El Hazne tapınağıdır. 10 katlı bir apartman yüksekliğinde ve yapımı aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağı doğru inşa edilip altına kral mezarı gizlenmiştir. Aynı zamanda Petra şehri Araplar için bir haç merkeziydi.

Nasıl mı? Birazdan okuyacaklarınızı sizi çok şaşırtacak.

Kabe bugün bildiğiniz ve İslam'ın merkezi sayılan kutsal bir yerdir. Aslında Kabe kültürü İslam öncesi Araplar arasında da çok yaygın külttü. Bugün Arabistan'da bilinen 26 farklı Kabe hala ayakları üzerinde durmaktadır. Eskiden büyük şehirlerdeki putlar ve kutsal kabul edilen eşyalar, şehrin merkezine yapılan kare ya da dikdörtgen bir yapının içine konulur ve çevresinde ibadet edilirdi.

Değişik şehirlerden gelen Paganlar da haç ibadetlerini yerine getirirlerdi.

Petra'da da bir Kabe var. Üstelik eski Arap dünyasının en önemli tapınaklarından biriydi. Öyle ki Petra'ya hacı olmak için binlerce yıl önce gelmiş pagan Arapların duvarlara kazıdıkları yazılar bugün bile okunabilmektedir. Lut, Menat, Uzza gibi bilinen Arap putlarının isimlerini de Petra duvarlarında görebilirsiniz.

Esas büyük sırlardan biri geçtiğimiz yıllarda keşfedildi.

800 yılına kadar yapılan bütün camilerin kıbleleri Petra'ya bakıyordu.

800 yılına kadar yapılan bütün camilerin kıbleleri Petra'ya bakıyordu.

800 yılına kadar yapılan ve günümüze restorasyon görmeden gelmiş olan camilerin kıblelerinin hiçbiri Mekke'deki Kabe'ye ya da Kudüs'e bakmıyor. Şaşırtıcı bir şekilde hepsi Ürdün'ün kayıp antik kenti Petra'ya milim dahi sapmadan bakıyor. Hatta daha da ilginci Kudüs'teki Kubbet'üs-Sahra bile aynı şekilde Petra'ya dönüktür.

İsterseniz bunu aşağıdaki yöntemi uygulayarak deneyebilirsiniz. Gerçekten dediğim gibi yok yoksa değil mi kendiniz de görebilirsiniz.

Google Earth programındaki uydu görüntüleri sayesinde Kubbet'üs-Sahra'dan, Kabe'ye ve Petra'ya birer çizgi çekelim. Kırmızı olan çizgi Petra'ya sarı olan çizgi ise Kabe'ye uzanacaktır. Hem de milim dahi sapmadan. Durum Baalbek caminde de aynı olacaktır.

Kıble duvarından çizgi çekildiğinde gösterdiği yer yine Petra olacaktır. Ancak geçtiğimiz yıllarda bu camiye restorasyon yapılmış ve kıble duvarı aynı kalsa da kıblesi içeride değiştirilerek Mekke'ye çevrilmiştir. Benzer şekilde Ummayyad camisinde de durum aynıdır. Bugün kalıntıları korunmaktadır. Kıblesi aynı şekilde Petra'dan milim sapmamaktadır. Mashatta cami kalıntısının kıble hizası yine Petra'dır ve bunun gibi onlarca cami daha hala günümüzde kullanılmaktadır.

Üstelik sadece camilerde değil, çok eski kilise ve sinagoglar da aynı şekilde bilinçli olarak Petra'ya dönük inşa edilmiştir. Kendinizde Google Earth programını ya da benzeri diğer uygu programlarını bilgisayarınıza indirerek, ilk müslüman camilerinin kıblelerinin nereye baktığını test edebilirsiniz.

Arkeologlar ve tarihçiler Kuran'da geçen fil olayının Petra'da yaşandığını savunmaktadır.

Arkeologlar ve tarihçiler Kuran'da geçen fil olayının Petra'da yaşandığını savunuyor.

Gariptir ki Petra ismi Romalılar tarafından telaffuz edilen bir isimdir. Arapların verdiği isim ise Bekka'dır. Mekke adıyla ne kadar benzediğine dikkatinizi çekerim. Şimdi size sıra dışı yeni bir bulguyu daha anlatacağım. Kuran'da geçen bir kıssa da fil sahiplerinin Kabe'ye saldırıldığı anlatılmaktadır. Fakat Mekke'ye fillerin gelmesi imkansızdır.

Arap yarımadasında hiçbir zaman filler var olmamıştır. Arkeolojik olarak da coğrafi olarak da Arabistan'da fillere dair bir iz yoktur. Çünkü bir fil hayatta kalabilmek için günde 150 ile 300 litre arasında suya ihtiyaç duyar ve buranın bir çöl olduğunu düşünürsek günde her fil için en azından 150 litre su gerekmektedir.

Su kaynaklarının sıfıra yakın olduğu Suudi Arabistan'da fillerin var olması, haftalarca ve aylarca yol alması imkansızdır. Ancak durun, size Petra duvarlarında olan tasvirlerden de bahsetmek istiyorum. Bazı duvarlar da fil tasvirleri bulunmaktadır. Bunlar Hindistan fillerinin tasvirleridir. Neden mi buradalar?

Arkeologlar ve tarih bilimciler Petra tarihi ile ilgili şunları anlatmaktadır.

Büyük İskender Hindistan'a doğru gittiği sıralarda İranlı askerlerini fillerden kurduğu bir ordu ile birlikte Petra üzeri sefere göndermişti. Filler ile şehri kuşatan ordu saldırıya geçtiği sıralarda Büyük İskender'in sıtma hastalığından dolayı öldüğü haberi gelince, kuşatma kaldırılmış ve ordu geri dönmüştü.

İskender milattan önce 356 yılında doğmuştu. Yani o bu toprakları fethettiğinde Petra büyük ve önemli bir şehirdi. O açıdan buraya ordusunu göndermesi gayet doğaldı ve yine o dönemde Petra'ya yakın su yolları vardı. Aynı zamanda Petra'da Büyük İskender heykeli de hala durmaktadır.

Birçok Arap, İngiliz ve Amerikalı arkeolog ve tarihçi Kuran'da anlatılan fil vakasının Mekke'de değil, Petra'da yaşanmış olduğunun şüphe götürmediğini savunuyorlar. Hatta önemli İslam'i kaynaklardan kabul edilen İbn-i Hişam ve İbn-i İshak'da olayların Petra'da geçtiğini yazmışlardır.

Durun Petra şehrinin sırları henüz bitmedi.

Musa peygamber ve kavminin firavundan kaçarken Petra'ya sığındığına inanılıyor.

Musa peygamber ve kavminin firavundan kaçarken Petra'ya sığındığına inanılıyor.

Yahudi ve müslümanların ortak kabul ettikleri bir mezar da var bu şehirde. İnanca göre bu mezar, Musa peygamberin kardeşi olan Harun peygamberin mezarıdır.

Yahudiler firavundan kaçarken Musa peygamber denizi yardığında peşinden gelenlerle, bu saklı şehre sığınmışlar ve bir süre burada yaşamışlardı. Tevrat'ta Musa peygamberin peşinden giden yahudilerin 40 yıl boyunca çölde yaşadıkları anlatılmaktadır. Belki de o yer gizemli Petra şehridir.

Peki size Petra için kullanılan antik tanımlardan birini söylememi ister misiniz?

Bütün şehirlerin anası! Bu şehrin bitmeyen sırları hem müslüman hem de yabancı arkeologları uzun ve şaşırtıcı bir araştırma sürecine sokmuş gibi görünüyor.

Petra antik kenti milattan önce 10.000 yılına kadar uzanan bir tarihi eserdir.

Petra antik kentinin tarihi 10.000 yılına kadar uzanıyor.

Petra şehrinin tarihi milattan önce 10.000 yılına kadar uzanmaktadır. Tabi o zamanlar böylesine komplike bir yapı değildi. Muhtemelen sadece buradaki mağaralarda yaşayan çeşitli kabilelerin eviydi. Milattan önce 400'lü yıllarda ise diğer Araplar tarafından Nuh peygamberin soyundan geldiklerine inanılan kadim halk Nebatiler'in başkenti oldu ve yine tüm ortadoğu'nun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldi.

Milattan sonra 100'lü yıllarda ise Nebati krallıklar arasındaki anlaşmazlıklar, şehirde sık sık meydana gelen depremler ve bölgedeki Roma işgali, Romanın oluşturduğu yeni deniz ticaret ağı şehrin eski önemini kaybetmesine neden olmuştu.

Romalılar ise bu başarılı tüccarları yok etmek yerine kedileri ile çalışmaya teşvik ettiler ve Nebatiler şehri kademeli olarak terk ederek İskenderiye, Roma, Kudüs, Medine gibi birçok farklı şehre yerleştiler. Ancak kültürlerini uzun süre korudular.

Bugün bile bu farklı coğrafyalarda Nebati mezarlarını görebiliyoruz.

Şimdi şaşıracağınız bir bilgi daha geliyor, hazır olun. Günümüz dünyasındaki en büyük iş adamlarını düşünmenizi istiyorum, şu en zengin olanları. Hani haklarında birçok efsane anlatılanlar var ya, evet aklından geçirdiğiniz o isimler! Birçoğu kökenlerinin Petra'dan dünyaya Nebati kavimden geldiğini kabul etmektedir. Bu kişilerin isimlerini ve arkeolojik kanıtlarını internetten aratarak bulabilirsiniz.