Kim olduklarını asla bilemezsiniz, onları tanıyamazsınız, geldiklerini anladığınızda artık çok geçtir, saniyeler içerisinde ölmüş olursunuz. Onlar ilk profesyonel suikastçilerdir, liderleri de Hasan Sabbah'tır. Eğer Hasan Sabbah ve Haşhaşiler'in hikayesi hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, Haşhaşi tarikatı ve İsmaili mezhebi'ni anlattığım bu yazımdan faydalanabilirsiniz.

Alamut Kalesi

Hasan Sabbah, 1090 yılında Alamut kalesini ele geçirdi.

Hasan Sabbah genç, hevesli, entelektüel ve toplum tarafından dışlanmış biridir. 1090 yılında bir vadinin uç noktalarında kalan ulaşılmaz Alamut kalesini ele geçirmiştir ve burayı merkez üssü haline gitirmiştir. Amacı Selçuklu İmparatorluğunu devirmektir. Çünkü kendisi İsmail'i mezhebine bağlı bir dindardır, Selçuklu Devleti ise Sünni bir mezheptir. Bu iki farklı mezhebin Kuran'ı birbirinden ayrı yorumlaması Hasan Sabbah'ın, Selçuklu Devletini yıkmak istemesinin temelini oluşturmaktadır.

Profesyonel Suikastçi

Sabbah o dönemden sonra profesyonel suikastçiler yetiştirmeye başladı.

Sayıca bir avuç takipçisi bulunan, orduları ya da herhangi bir serveti olmayan Hasan Sabbah planını ortaya koyarak profesyonel fedailer yetiştirmeye başlar. Gizli, hızlı ve gözü kara adamlardan oluşan bir ekip kurar.

Çevresine toplanıp Alamut kalesine gelen müritlerine önce İsmail'i mezhebinin detaylarını ve Sünnilere karşı savaşma nedenlerini öğretir. Etkileyici bir karakteri olduğu için propaganda konusunda da uzman bir adamdır. Bu uzmanlığının yanı sıra aynı zamanda bir büyü üstadıdır. Fakat büyüyü neden öğrendiği ve ne amaçla kullandığı bilinmemektedir.

Süikast silahı olarak hançer kullandılar.

Bütün süikastlerde Haşhaşiler'in sembolü olan hançeri kullanırlardı.

Teorik eğitimden sonra yakın dövüş, gözlem ve kamp içine sızma gibi çalışmalar yapılırdı. Sayıları az olduğu için stratejik suikastler yapmaları gerektiğini bilen Hasan Sabbah, bu nedenle daha sonra sembolleri olacak olan bir silah seçmiştir; Hançer! Bütün suikastler de kullandıkları Haşhaşi Hançeri 1 kez sallandığı zaman dönüşü yoktur. Kurbanın gördüğü son şey bu hançerin parıltısı olmaktadır.

Selçuklu Devleti'nin baş veziri Nizâmülmülk'ü öldürdüler.

Selçuklu Devleti'nin baş veziri Nizâmülmülk'ü öldürdüler.

İlk hedefleri Selçuklu Devleti'nin baş veziri olan Nizâmülmülk olmuştur. Haşhaşiler tek bir şansları olduğunu bildikleri için hiçbir zaman aceleci davranmamışlardır. Önce düşman hattına sızarak güven oluşturan kişiler kılığına bürünürlerdi. Bu şekilde hedeflerine yaklaşarak, bütün olup biteni Alamut Kalesi'ndeki Hasan Sabbah'a rapor halinde gönderirlerdi.

Hedefin hassasiyeti, korumalarının sayısı günün her dakikası neler yaptığı ve zırhının zayıf noktası bile raporlanırdı. Hasan Sabbah ve yakın adamları da rapora göre bir plan hazırlar, son darbeyi indirmek üzere emri verirdi.

Nizâmülmülk'ün sonu da böyle olmuştur.

Akşam saatinde haremine doğru giderken iki Sofi görünümlü kişiyi selamlamak için durmuştur ve defalarca hançerlenmiştir.

Süikastten sonra kaçmazlardı, öldürülmeyi beklerlerdi.

Haşhaşiler süikastten sonra kaçmazlardı, öldürülmeyi beklerlerdi.

Fedailer süikastten sonra bile asla kaçmazlardı. Oldukları yerde kalır ve genellikle ya linç edilerek ya da işkenceden geçirilerek idam edilirlerdi.

Bu onların cesaret göstergesi olarak yaptıkları bir şeydi. Düşmanlarına "biz ölümden korkmuyoruz, bu nedenle kaçmıyoruz" mesajı verip etkilerini çok daha fazla arttırıyorlardı.

Haşhaşiler Selçuklu sarayına öyle bir sızmışlardı ki, Saray ahalisi birbirinden şüphelenmeye başlamıştı. Onlar herkes ve hiç kimseydi. Bir çiftçi, aşçı, koruma, denizci, vaiz, seyis, komutan her kılığa bürünmüşlerdi. Bu sayede yaptıkları nokta suikastler ile Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına neden oldular.

Hasan Sabbah ölünce yerine Raşidüddin Sinan geçti.

Hasan Sabbah ölünce Haşhaşiler'in başına Raşidüddin Sinan geçti.

Uzun yıllar sonra Alamut Kalesi'nde 74 yaşına gelmiş olan Hasan Sabbah yatağında ölmüştür. Ama bu Haşhaşilerin sonunu getirmemiş aksine zamanla daha da güçlenmişlerdir. Haçlı ordularına hatta Selahattin Eyyübi'ye diz çöktürecek güce ulaşmışlardır.

Yıllar sonra tarikatın başına geçen Raşidüddin Sinan birçok ulaşılmaz kaleyi fethederek Haşhaşilerin hareket alanını genişletmiştir. Sinan en az Hasan Sabbah kadar hevesli, entelektüel ve etkileyici bir adamdır.

Selahattin Eyyubi ölümden dönünce Haşhaşiler ile anlaştı.

Selahattin Eyyubi ölümden dönünce Raşidüddin Sinan'la anlaşmak zorunda kaldı.

Selçuklulardan sonra Haşhaşiler için bir başka tehdit ortaya çıkmıştır. Bu tehdit Kudüs fatihi, müslümanların gözde lideri, başarılı komutan Selahattin Eyyubi'dir. Çünkü Selahattin'in İsmail'i mezhebine inanmayı yasakladığı ve inananları da yakalatarak çarmıha gerdirttiği birçok tarihi kayıtta geçmektedir. Bu duruma sinirlenen Sinan, Selahattin Eyyübi'ye bunu yapmamasını iletmiştir. Eyyübi onları reddetmiştir. Hatta bir ordu toplayarak Suriye'deki haşhaşlı kalesine yürümüştür.

Bunun üzerine bir mesaj vermenin vakti geldiğini düşünen Sinan, efsanevi bir planı ortaya koymuştur. Bugüne kadar anlatılagelmiş olan gerçek bir hikayedir.

Selahattin Eyyubi bir sabah uyandığında, yanındaki sehpanın üzerine saplanmış bir hançer görür. Hançerin altında bir not vardır. Notta ise şunlar yazmaktadır; "Bu hançeri kalbine saplayabilirdik, ama senin ölmeni istemiyoruz. Bilki ecel bizim ellerimizdir."

Selahaddin Eyyubi bu durum üzerine haşhaşilerin ne kadar kendisine yakın olduğunu anlamıştır ve onlarla anlaşmaya varmıştır. Fakat Sinan için bu ders yeterli değildir ve bir fedai daha göndermiştir. Fedainin elinde bir mesaj vardır. Bu mesajın sadece Selahattin'e söylenmesi gereklidir, başka hiç kimse duymamalıdır.

Fedai, Sultan'ın huzuruna çıkar ve odadaki herkesin orayı terk etmesini ister. Selahattin 2 yakın koruması hariç herkesi odadan çıkarmıştır. Çünkü bu iki koruma onun oğulları gibidir ve onlardan hiçbir şeyi saklamaya gerek olmadığını söyler.

- Fedai, peki der. Demek onlara çok güveniyorsun.

- Evet der Selahattin, herkesten çok güveniyorum.

- Fedai bombayı patlatır. Peki o halde adamlarına beni öldürmelerine emret.

Selahattin bunu söylese de adamları yerinden kıpırdamamıştır. Bunun üzerine de "Peki onlara seni öldürmelerini söylersem ne yaparlar?" der ve Selahattin'in en güvendiği iki koruması hançerlerini çekerek Selahattin'e doğrultular. Selahattin Eyyubi, Haşhaşilerin kendisine herkesten daha yakın olduğunu bir kez daha anlar ve ölümüne kadar İsmail'i inancına mensup kimseye dokunmayacağını belirtir.

Haçlı kralı Monfer Conrad'ı öldürdüler.

Haçlı kralı Monfer Conrad'ı öldürdüler.

Bir Haçlı kralı olan Monfer Conrad güçlü, sert ve savaşçı bir adamdır. Karanlığın elçilerini çoktan düşman edinmiştir. Bir Haşhaşi gemisine el koyarak mürettebatını da esir olarak almıştır. Sinan'ın uyarılarına rağmen geri adım atmaması en büyük hatası olmuştur. Çünkü Sinan'ı reddetmek ölüm demektir.

Raşidüddin Sinan, Conrad'ın kalesine adamlarını sızdırır ve adamları kısa süre içinde ortamın rengine bürünen Hristiyan Keşiş kılığında kendilerine yer edinirler.

Conrad'ın güvenini kazanarak, din adamı kılığında aylar geçirirler.

Bir gece arkadaşının evinden çıkıp kendi evine doğru giden Monster Conrad'ın karşısına çıkan bu iki Keşiş, önce Conrad'a selam verir, sonra biri elinden bir şey düşünerek Conrad'ın dikkatini dağıtır ve o anda ona defalarca Hançer saplayarak öldürürler. Bu ölüm Haçlı ordularını şoka sokmuştur ve Haşhaşilere bulaşılmaması gerektiğini kabul ederler. Çünkü Conrad tek değildir, Sinan kendilerine zarar veren birçok Haçlı komutanını benzer şekilde tarih sahnesinden sildirmiştir.

Surun tepesinde duran adamlarına intihar etmelerini emretti.

Surun tepesinde duran adamlarına intihar etmelerini emretti.

Haşhaşiler için suikast hiçbir zaman ilk seçenek değildi. Esas amaçları korku salmak ve mesaj vermekti. "Bakın her yerdeyiz, bu nedenle bize dokunmayın" diyorlardı. Bir keresinde Sinan bir Haçlı komutanına ne kadar gözü kara olduklarını göstermek için, surların tepesinde duran adamlarına atlamaların emretmiştir. Bunu gören Haçlı komutanı dehşete düşerek geri adım atmıştır.

Aslında Haşhaşilerin kurucusu olan Hasan Sabbah ve tarikatı hakkında birçok farklı efsane vardır. Bunlar genellikle düşmanlarının bir kara kampanyasıyla denilebilir. Örneğin fedailerine Haşhaş içirip onlara Alamut Kalesi'ndeki kadınları gösterip cennet vaad ettiği ve bu şekilde motivasyon sağladığı inanca dair hiçbir delil yoktur. Alamut Kalesi'nde kadınlardan ya da uyuşturucu ile ilgili kalmış herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Ayrıca kale hikayelerde anlatılan cennet bahçelerinin kurulabileceği kadar büyük bir alana da sahip değildir.

Bir uyuşturucu türü olan Haşhaş içenler anlamına gelen Haşhaşi ismi de bu kampanya ile türemiştir. Etkileri o kadar uzaklara yayılmıştır ki bugün Haşhaşi kelimesi Avrupa dillerinde suikastçı anlamına gelmektedir.

Süikastçi olarak sıradan kişileri seçerlerdi.

Süikastçi olarak sıradan kişileri seçerlerdi.

Hasan Sabbah ve sonrasında gelen tarikat liderleri süikastçileri seçerken çok zeki davranıyorlardı. Çok uzun boylu, göze batan ya da siması unutulmayacak kişileri seçmezlerdi. Daha çok sıradan ve ikinci kez dönüp bakma gereksinimi duyulmayacak adamlar daha değerliydi. Zira işleri sadece suikast değildi, bazen düşmanlarının hayatına girer 20 yıl hatta 30 yıl onlardan biri gibi yaşamaya devam ederlerdi.

Moğollar, Alamut kalesini yerle bir etti.

Moğollar, Alamut kalesini yerle bir etti.

Birçok devlet ve komutan mücadele verse de Haşhaşlı kaleleri 200 yıla yakın bir süre ele geçirilemedi. Fakat sıra Moğollara gelince Haşhaşiler, Alamut dahil birçok kaleyi boşaltmak zorunda kaldılar. Moğollar, Alamut kalesini yerle bir etti ve içindeki kitapların hepsini yaktırdı; biri hariç! Bu kitap günümüze kadar ulaşan, Hasan Sabbah'ın biyografisinin anlatıldığı bir kitaptır. Kitapta Sabbah'tan dağın yaşlı adam olarak bahsedilmektedir.

Bugün Avrupalı tarihçiler de genellikle bu terimi kullanırlar.

Ağa Han

Haşhaşiler günümüzde Tacikistan'ın dağlık bölgelerinde yaşamaktadır.

Haşhaşiler hiçbir zaman yok olmadı, yeraltı örgütlenmeleri hiçbir zaman tam anlamıyla bitmedi. Faaliyetlerini durdurmuş olsalar da bugün İsmaili'ye mezhebinin bir alt kolu olan Nizarilik de var oldukları kabul ediliyor. Merkezleri Tacikistan'ın dağlık kısımlarında konumlanmış olsa da dünyanın her yerindeler ve günümüzdeki liderleri bizzat 1000 yıllık Haşhaşi liderlerinin soyundan gelen 4'üncü Ağa Han'dır ve hala hayattadır.