Türk tarihi her şeyden çok büyük zaferler ve büyük savaşlar ile anılır. Çirmen savaşı da Türk tarihine geçen bu büyük zaferlerinden biridir. Belki de en büyüğü bile olabilir. Zira yalnızca 800 Osmanlı askerinin 70 bin Sırp'a karşı kazandığı inanılmaz bir başarıdır. Birçok kaynakta Osmanlı-Sırp muharebesi olarak da geçmektedir. Eğer bu zaferin nasıl kazanıldığını merak ediyorsanız, yazımı sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.

Büyük bir Haçlı ordusu toplanarak Osmanlı üzerine saldırmıştı.

Büyük bir Haçlı ordusu toplanarak Osmanlı üzerine saldırmıştı.

Sultan 1. Murat Hüdavendigar'ın Rumeli'deki fütuhatının ve Edirne'yi fethinin ardından büyük bir Haçlı ordusu toplanarak Osmanlı üzerine saldırmıştı. Kimi kaynaklarda 40.000 kimi kaynaklarda da 60 bin mevcudu olan bu ordusu karşılamak üzere 4 bin neferle yola çıkan Hacı İlbey, bu haçlıları bir gece zil zurna sarhoş oldukların bir anda ani bir baskın yaparak yok etmişti.

Tarihe Sırpsındığı olarak geçen bu zaferden sonra Edirne ve Batı Trakya, Osmanlı Devleti için daha güvenli hale geldi. Meriç nehri Osmanlı kontrolüne geçti ve Balkanlar'daki Macar üstünlüğü kırıldı. Bulgaristan vergiye bağlandı. Bulgar İmparatorluğu'nun düşüşü ve Bulgaristan'ın Osmanlı'nın eline geçiş süreci hızlandı.

Osmanlı ilk defa bir Haçlı ordusunu yenmişti. Bununla birlikte bu savaş Sırplar'da bir intikam duygusu uyandırmıştı. 1352 yılında Sırp kralı Duşan kendisini Sırp ve Roma İmparatoru ilan ederek doğu Roma kilisesinden ayrılmıştı. Hatta doğu Roma İmparatoru Yuannis Paleologos bile Osmanlı himayesine girdiği halde imzaladığı anlaşmaya aykırı olarak müttefik arayışından vazgeçmemiş, 1368 yılında Papa'yı ziyaret ederek Osmanlılara karşı desteğini almak için resmen Katolik mezhebini kabul etmişti.

Sırp imparatoru, Makedonya hükümdarı üç kardeşi Osmanlı'ya saldırmaya ikna etti.

Sırp imparatoru, Makedonya hükümdarı üç kardeşi Edirne'ye saldırmaya ikna etti.

Doğu Roma halkının Ortodoks hissiyatına aykırı olarak vermiş olduğu bu tavizin mukabilinde Papa 5. Urban kendisini Katolik kilisesinin evladı ilan etti.İmparator Yuannis Paleologos, Papa'nın tavsiyesi üzerine Fransa ve Macaristan'ı ziyaret etmiş, fakat ülkesine eli boş bir şekilde dönme zorunda kalmıştı. Ülkesine dönerken Venedik tüccarlarına olan borcu sebebiyle alıkonulmuştu edilmişti.

Oğlunun güç bela tedarik ettiği bir meblağ sayesinde güçlükle kurtulabilmişti.

Maruz kaldığı bu zillet ve hezimete rağmen Osmanlı aleyhine faaliyetlere devam eden Yuannis Paleologos, Sırp kralının üç oğlu arasından parçalanan Sırbistan'ı yeniden Ortodoks kilisesine bağlamaya muvaffak olmuştu. Ardından kuzey Sırbistan ve Makedonya'ya hakim üç kardeş Sırp hükümdarı Yuannis Paleologos, Uyliyeşa, Vukaşin ve Vayko'yu yönlendirerek Edirne üzerine saldırmaya ikna etti.

Bu saldırı için güzel bir zamanlama ayarlamışlardı. Zira Sultan 1. Murad ordularıyla Anadolu'da bulunmaktaydı. Edine, Lala Şahin Paşa'ya emanetti, lakin emrinde çok az askeri vardı.

Lala Şahin Paşa yanına aldığı 800 Osmanlı askeri ile birlikte Sırpları takip ediyordu.

Lala Şahin Paşa yanına aldığı 800 neferi ile birlikte Sırpları takip ediyordu.

Sırp kuvvetleri, Sırpsındığı muharebesinin intikamını almak için 1371 yılında 70 bin kişilik bir orduyla Sırp kral Jova liderliğinde Edirne'ye doğru yola koyuldu. Haberler kısa sürede Lala Şahin Paşa'ya ulaştı. Şahin Paşa derhal Anadolu'da bulunan Sultan 1. Murad'a durumu bildirdi ve savaşacak yeterli askerinin olmadığını ifade etti.

Lakin Sultan Murad'ın orduları ile birlikte Rumeli'ye geçmesi o kadar kolay değildi. Anadolu'dan takviye birlikler gelene kadar Sırplar çoktan Edirne'ye ulaşmış olurdu. Bunun üzerine Lala Şahin Paşa yanına aldığı 800 neferi ile birlikte bir keşif yolculuğuna çıktı. 800 kişilik bu akıncı ordusu Sırpları takip etmekteydi. Onların Meriç nehrine kadar ilerlemesine izin verdiler. Lala Şahin Paşa mahiyetindeki komutanlarıyla istişareler ederek planlar yaptı.

Bu sırada Haçlı orduları yorulmuş vaziyette ve istirahat halindeydiler.

Lala Şahin Paşa gecenin zifiri karanlığında 800 Osmanlı askeri ile saldırıya geçti.

Lala Şahin Paşa gecenin zifiri karanlığında 800 askeriyle saldırıya geçti.

Gecenin zifiri karanlığında Lala Şahin Paşa ve ordusu davullar çalmaya başladı. Hemen akabinde dört bir yandan 70 bin kişilik Sırp ordusuna karşı hücuma geçtiler. Haçlı ordusu dört bir yandan gelen davul sesleriyle neye uğradığını şaşırdı. Gece karanlığında ordunun içinde dalan bu cesur neferler, direkt olarak prenslerin çadırlarını hedef alıyordu.

Haçlı ordusu tepeden çalınan davullardan dolayı hücum eden Osmanlı askerlerinin sayıca çok kalabalık olduğunu zannediyordu. Prens Vukaşin, Lala Şahin Paşa mahiyetindeki neferler tarafından öldürülünce Haçlı orduları bozulup kaçışmaya başladılar.

Gece karanlığında Meriç nehrini aşmaya çalışırken çoğu asker nehirde boğularak ölüyordu. Bu başarılı saldırıda Prens ve komutanların tamamı öldürülünce Haçlı askerleri topyekün nehre kaçmaya başladılar. Sabah olduğunda Meriç nehrinin rengi ölen Sırp askerlerinin kanlarından dolayı kırmızıya dönüşmüştü.

Bu zaferden sonra Makedonya'nın kapıları Osmanlı'ya açılmıştı.

Sırp, Bulgar ve Bizans hükümdarları Osmanlı hakimiyetini tanımak zorunda kaldı.

Sırp, Bulgar ve Bizans hükümdarları Osmanlı hakimiyetini tanımak zorunda kaldı.

Makedonya'daki Sırp prensleri, Bulgar kralı ve Bizans imparatoru Osmanlı hakimiyetini tanımak zorunda kaldı. Bütün Makedonya'yı ele geçiren Osmanlılar sadece Sırbistan içlerine değil Arnavutluk, Bosna ve Dalmaçya sahillerinden Yunan yarımadasında Attika bölgesine kadar akınlarını genişletme imkanı buldular.

Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne bağlılığını bildirmek zorunda kalmıştı. Lakin 1. Murad'ın fütuhatının gayesi sömürge elde etmek değil, buraları vatan yapmaktı. Nihayet 2 sene zarfında ele geçirdiği yerlerle anlaşmaya vararak buraların iskan ve teşkilatlandırılmasıyla meşgul olmak üzere harekatı durdurdu.

4 ila 5 yıl süren bu sulh zamanında fethedilen yerlerin imarı cami, tekke ve zaviyeler inşası, kapıkulu süvari ocaklarının kurulması, tımarların tanzimi ve voynuk teşkilatının kurulması gibi işlerle meşgul olundu. Lakin buraların Türkleştirilmesi, teşkilatlandırılması ve vatanlaştırılması Ortodoks ve Katolik Hristiyanlar için kabul edilemez bir durumdu.

Öyle ki Haçlılar ilerleyen tarihlerde Türkleri Rumeli topraklarından atmak için ellerinden geleni yapacaklardı.